>Öteki İstanbul

Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz!

Mehmet Duru

Hamdullah, Mahsum ve Şiar... Üçü de Diyarbakırlı, üçü de hırsız, üçü de 1980 doğumlu ve kendilerine '12 Eylül çocuklarıyız' diyorlar. Ve ekliyorlar "İstanbul'un cılkı çıktı artık, bize burada ekmek yok!"

Söyleşimize Hamdullah'la başlıyoruz. Çünkü üç ayrı insan, doğdukları yıl ve yer aynı olmasına nazaran yaşamları, dünya görüşleri ayrı ayrı. Tek birleştikleri şey ise hırsızlık…

> Evet Hamdullah kısaca doğumundan bu yana anlatır mısın? Şimdi ne anlatayım abey? 1980 yılında Diyarbekir'de doğmuşuz. O yıllar askeri darbe yapılmış melmekette. Küçük yaşta başlamışık hırhızlığa. Neyi anlatayım abey kendimi bildim bileli hırhızım işte. Hayatımı yazsan roman olur. Hatta film olur. > Nasıl yani hırsızlığa başlaman nasıl oldu? Neden dolayı hırsız oldun? Yani durduk yere hırsız olmaz insan değil mi? He vallaha ben durduk yere hırhız oldum. Bilirsin hırhızın şahı da Diyarbekir'den çıkar.

> Yahu kardeşim hangi gayrı meşru iş kovalayanla konuşsak memleketiyle övünüyor. Sanki çok matah bir iş yapıyormuşsunuz gibi duyan da tüm Diyarbakırlılar hırsız sanır. Bu işi yapmayan binlerce insan var orada yazık değil mi o insanlara? E yalan mı abey? Çoğu hırhız. Bu işin dersini veriyorlar. (Bu esnada Mahsum söze karışarak) "Abi doğru söylüyor oğlum herkez hırhız değil, orada senin takıldığın etrafın hırhız diye herkez mi hırhız oluyor? Mesela benim babam hırhız değildi, ama ben hıyarlık etmişim hırhız olmuşum." Hamdullah: Hırhız değildi ama gene de potansiyel suçluydu. Adamı PKK'li diyerek devlet yıllarca hapis yatırdı. Mahsun: Şimdi konumuzla ne alakasi var oğlim PKK'nin? Hamdullah: Nasıl alakasi olmaz? Her polise yakalandığımızda ya da kimlik gösterdiğimizde doğum yerimizi okuduktan sonra demiyorlar mı ki "Oğlum sizin hiçbir şeyiniz olmasa dahi hırhızlığınız vardır. Sizin kanınızda hırhızlık vardır" demiyorlar mı?

> Neyse arkadaşlar tek tek konuşacağız her şeyi. Her kafadan bir ses çıkmasın. Hamdullah ilk hırsızlığını anlatır mısın? Kaç yaşındaydın? Vallaha abey yalan olmasın amaa... Dokkuz on yaşlarındaydım. İlk önceleri gözcülük yapıyordum yapanları seyrede seyrede öğrendim.

> İlk işinde heyecan var mıydı? Heyecan olmaz olur mu? Zaten o heyecan beni bu işin müptelası yaptırdı.

> Nasıl yani? Şimdi şöyle abey. Bir işi yapıyorsun ya heyecan duyuyorsun o insana büyük bir zevk veriyor, daha büyük iş yaparak daha büyük heyecanlar yaşamak istiyorsun artık insana normal bir hayat yaşamak zevksiz geliyor. Yani ufak tefek işlerle tatmin olamazsam sırf heyecan yaşamak için kendimi bilerek fark ettiriyorum ki beni farketsinler kovalasınlar ben kaçayım duvarlardan atlıyayım. (Şiar söze karışıyor.) "Sappıksın sen oğğlum sappığsın.. Bu .binenin yüzünden bizi öldürüyorlardı neredeyse abey. Bağh şu halimize abey." (Sırtını açıp darp izlerini gösteriyor)

> Sen sus bir dakika Şiar sıra sana gelince sende konuşacaksın. Şimdi Hamdullah sen söyle bu işi para için yapmıyor musun? Tabi ki para için yapıyorum ama…

> Eee ne bu heyecan meyecan peki? Abey ben şimdi bu yaştan sonra en kral para kazanacağım işe girsem dahi zevk alamam. Ben hastayım abey! (Şiar yine söze giriyor) "Hapçidir abey hapçidir o. Psikopattir"

> Doğru mu uyuşturucu da kullanıyor musunuz? H: Abi aşağısı kurtarmıyor. Hayattan zevk alamıyorum. Her şey ot gibi geliy. Tadı tuzu acısi olmayan yemek nasıl olur? Hah işte öyle geliy hayat bana.

> Peki kaç yıldır İstanbul'dasın? İstanbul hakkında düşüncelerin nelerdir? H: Aşağı yukarı iki yıldır İstanbul'dayım. İki yılda İstanbul'un her bir köşesini öğrenmişim. Güzel şehirdir İstanbul ancak arkadaşlar karar aldı terkedeceğiz buraları.

> Peki, son sözlerini alayım İstanbul için. H: İstanbul benim gibi heyecanı seven hırhızlar için çok ideal bir şehir. Mesela bir apartmanın damından öteki apartmanın damına çok rahat atlayabiliyorsun. Emniyetli olsun diye göya pencerelerine demir taktırmışlar oysa yukarı katlara tırmanabilmemiz için merdiven görevi yapıyor bizlere. İstanbul'da hayat daha pahalı olduğu için kafalar daha karışık oluyor. Adamların ya da kadınların cüzdanlarını çekmek daha kolay oluyor. İstanbul'u çok özliycem.

> Evet, Mahsum sen de kısaca hayatından bahseder misin? Ben de 1980 Diyarbakır doğumluyum. Babam işçi sendikasında mücadele ederken sekzen ihtilalinde tutuklananlardan. Yani babamın ilk çocuğu benim. Ben doğmuşum babam hapse girmiş. Ben beş yaşındayken babam hapisten çıktı ben ilkokula başladım bu defa babamı bir daha cezaevine aldılar ben beşinci sınıftaydım babam hapisten çıktı. Bu geçen zamanda tabi benim çevremden de etkilenerek eve para getirmek için hırhızlığa başlamıştım. Bunu babam öğrendiğinde çok kötü dayaklar yedim. Aslında babam aydın bir insandı dayağa işkenceye karşıydı ve beni her dövüşünde bunları anlatırdı bana hep 'Ben sizler bu duruma gelmeyesiniz onurunuzla, şerefinizle yaşayasınız diye hapislerde yattım işkenceler gördüm. Oysa sen bunların tam tersini yapıyorsun, hakim güçlerin tam da istediğini uyguluyorsun' derdi. Ben çocuktum söylediklerini algılayamıyordum, bazı şeyleri yaşamadan anlayamıyor. Şimdi anlamışım ama iş işten geçmiştir.

> Hiçbir şey için iş işten geçmiş değil. Zararın neresinden dönersen kardır. Haklısın belki ama GBT'mizi bozmuşuz. Hakkımızda o kadar dosya var. Her tarafta hırhız olarak tanınıyorsun. Yani bu iş japon yapıştırıcı gibi üzerine yapışmış. Tabi her şeye rağmen bir çıkış çaresine bakıyoruz. Sağda solda bu işi bıraktığımızı söylediğimizde olumlu yönde gelişmeler var. Geçmişte güzellik yaptığımız bu işin dışında güzel ağabeylerimiz var gayrımeşru kovalamamış ağabeyler.

> Nasıl bir güzellik yapmışsınız mesela? Mesela büyük partiler vurduğumuz günler olmuştur. O abiler sıkışık dönemler yaşıyordur, çeki geri dönmüş, dükkana haciz gelmiş bunun gibi mağdur duruma düşmüştür. Böyle güzel ağabeylere koltuk çıkmışızdır hacizini kaldırtmışızdır. Bunlar hep karşılıksız olmuştur.

> Kesin kararlısınız bu işi bırakacaksınız? Ben ve Şiar zaten son olaydan sonra kesin bıraktık ama Hamdullah'ı bilemem. > Şu son olay neydi öyle? Cezaevinden çıktığımızdan bu yana hiç iş yapmıyoruz ya… Hamido (Hamdullah) iyice bunaldı. Haplanmış herkesin önünde göz göre göre kalabalıkta adamın cüzdanını çekmeye çalıştı, tabi adamlar birkaç kişiydi etraftan da gelen oldu bizi linç etmeye kalktılar. Hiçbir zaman böyle bir olayla karşılaşmadım. Öldürürcesine vuruyorlardı. Ne yapacağımızı şaşırdık. Kavga esnasında birbirimize buluşacağımız yeri Kürtçe olarak söyledik ve kaçtık ama iş işten geçmişti her tarafımızdan yara aldık. Bak ben hala topallıyorum. Yok yok kesin kararlıyım bu şehirden gideceğim. Buranın cılkı çıktı artık. Biraz daha kalırsam ya katil olacağım ya da öleceğim. İstanbul'u çocuklara bırakacağız. Biz çok kazandık biraz da onlar kazansın. Resmen öldürüyorlardı bizi be… Allahtan emanetleri çektik biraz tırstılar geri kaçtılar da biz de kurtulduk.

> İstanbul ve İstanbullulara söyleyeceğin son sözlerini alayım. İstanbul'a sözüm şu 'Bekle çocuklarımı İstanbul sana bir gün tertemiz olarak gelecekler' İstanbullulara ise sözüm şu 'Verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı bizleri affediniz, bizim yerimizde siz de olabilirdiniz…'

> Evet Şiar sende anlat. Sen nasıl başladın bu işe? Abi benim babam eski sol örgütlerden birinde (Örgütün ismini söyliyeyim mi?) > Hayır devam et. 12 Eylül'den sonra tutuklanıyor. Sonra, sonrası meçhul yok babam yok arıyorlar ne cezaevinde ne dışarıda. Annem kalıyor orta yerde. Köye gidiyor babasının yanına ben biraz büyüyorum köy boşaltılıyor. Geri Diyarbakır'a geliyor dedem onlar ölüyor hep. Ben biraz daha büyüyorum. Ayakkabı boyacılığı yapıyorum berberde falan çıraklık derken anem evleniyor. Üvey babam beni çok dövüyor bende evden kaçıyorum. Başlıyorum hırhızlığa. Böylelikle küçük yaştan beri bende hırhızlık yapıyorum.

> Baştan beri hep dikkat ettim de, hırsızlık yaptığınızı normal bir meslekmiş gibi çok rahat bir şekilde söylüyorsunuz. Hırsızım derken hiç rahatsız olmuyor musunuz? E, yalan mı söyliyelim şimdi? Hırhızım işte.. Bu işin başka adı varsa onu söyleyelim. (Mahsum söze karışıyor) "Onu demek istemiyor maniyak. Yani hırhızım derken hiç utanmıyor musun? Demek istiyor."

> Sen de cevaplayabilirsin Mahsum. Şimdi şöyle abi. Eğer ki biz sizin yetiştirildiğiniz gibi yetişseydik dediğinde haklıydın. Ancak bizim çevremiz hep böyle olduğu için biz bu durumu kendi aramızda övünç kaynağı bile yapıyoruz. İşte şu kadar mal kaldırdım, şu kadar çaldım, çırptım diye.. Kaldı ki devletin malını hamuduyla çalan hırsızlar olmasaydı yıllardan beri, belki bizler de böyle pişkin pişkin hırhızım diyemiyecektik, hatta demiyecektik. Başka bir mesleğimiz olacaktı. Yukarıdaki ben bu hırhızları temizleyeceğim diyenler asıl hırsızlardır. Çünkü diğer hırsızlar meydandan çekilsin de onların çalacak olduklarını da ben çalayım diye düşünüyorlar. Vatan Millet Sakarya sözleri ise işin kamuflajı.. Mesela biz de diğer bir bölgenin hırsızının başına bir şey gelmesini ve o bölgede iş yapamamasını isteriz. Niye isteriz? O bölgenin rantını kapmak için isteriz.

> Peki Şiar İstanbul ve İstanbullular için neler söyleyeceksin? Yokuşları çok dik. Yaşım ilerlediğinden midir nedir, çabuk yoruluyorum. Basını medyası çok. Osursan her yerden duyuluyor. Medyanın kamerası ayrı polisin kamerası ayrı, MİT'in kamerası ayrı her taraftan gözetleniyoruz. Hadi bizi s..ktiredin normal insanlar da mı rahatsız olmuyor bu durumdan? Resmen suçluyla suçsuza aynı muamele yapılıyor. Yani bizim yüzümüzden herkes potansiyel suçlu gözüyle görülüyor. Çık Taksim meydanına direklerin tepelerinde kameralar, sabahtan akşama kadar arabaların geçmesi yasak olduğu halde Taksim'den Tünel'e gidip gelen polis arabaları, o arabaların benzini bu halkın parasıyla alındığı halde bu halkın geneline potansiyel suçlu gözüyle bakılıyor. Yok İstanbul yok, seni terkediyorum. Bu gidişle arkamdan namuslu insanlarda gelecek göreceksin. İstanbullular için ise; Şimdi size küçük gibi görünen ancak ileride başınıza çok büyük sorunlar yaratacak olan çocuk kapkaççılarla sizleri baş başa bırakıyorum. Atsan atılmaz satsan satılmaz. Aman sakın dövmeyin. Yapılan bütün işlerin sorumluları o çocukların anne ve babalarıdır. Daha da derinine inecek olursanız derin bir sistemle karşılaşırsınız. Hesabı onlardan sorun. Hadi bana eyvallah.