|
> Bir serginin ardından… Gilles Deleuze için... Bir sergiye yaklaşırken, onunla ilgili bir fikir, bir izlenim edinmeye çalışırken, onu yargılarken elimizde ne tür sorular bulunabilir? Üstelik bu sergi birtakım eserlerin mekânda belli bir düzenek içinde yerleştirilmiş olmasından biraz daha fazla bir şey söylüyorsa, düşünce tarihinin çok önemli bir figürünü bir tür anma niteliği taşıyorsa ve bir dizi konferansı da içinde barındıracak bir biçimde, bir tür kavram ile imge etkileşimini öngörüyorsa, felsefeyle sanatı birbirine sürtüp oradan yaratı üzerine bir düşünceyi çağırıyorsa? Aksanat geçtiğimiz ay boyunca bu türden bir sergiye ev sahipliği yaptı: "Gilles Deleuze İçin". Serginin küratörlüğünü, Fransız filozof Gilles Deleuze'ün düşüncesinin Türkiye'de tanınmasında en etkili isim olduğunu söyleyebileceğimiz Ali Akay üstlendi. Sergi mekânının giriş katında sanatçı Thierry Kuntzel'in Deleuze'ün 'le pli'(kıvrım) kavramına gönderme yapacak biçimde tasarlanan"Dalgalar" adlı interaktif video enstalasyonu yer almaktaydı. Sabit bir kamerayla elde edilmiş dalgalı bir deniz görüntüsü, ama hepsi bu kadar değil; izleyenin hareketini işin içine katan bir görüntü bu. Videonun yerleştirilmiş bulunduğu odanın içinde hareket eden izleyici, dalgalardaki kırılmaya, "kıvrım"lara yön veriyor, görüntüye yaklaşıldıkça dalgaların hızı düşüyor, giderek yavaşlıyor ve nihayet görüntüye, bir anlamda hareket halinde olana en çok yaklaşıldığı anda, içine girilmeye çalışıldığında görüntü duruyor, donuyor, burada denizin neredeyse bir çöle dönüştüğünü söylemek mümkün. Birinci katta, sanatçı Jean-Jacques Lebel'in "Felix Guattari için Anıt" adlı 90 dakikalık çalışması ve "Sınırların Boşunalığı" adlı 12 dialık projeksiyonunun yanı sıra Deleuze'ün çeşitli el yazması ders notları, farklı dillere çevrilmiş kitaplarından örnekler, son dönemine ait fotoğraflar, çeşitli Fransız gazetelerinde filozof hakkında çıkmış yazılardan parçalar, özel mektupları incelemek mümkün oldu.
Sergi süresince düzenlenen bir dizi konferansta Deleuze'ün felsefesi ve sanatlarla ilişkisine değinildi. Konferanslar katlara yayılmış nesneler arasındaki çaprazlama bütün bir ilişkiler ağını kat eder nitelikteydi; ilk konferansın konuğu Raymond Bellour, Thierry Kuntzel'in sanatından ve bilhassa hareket ve hareketsizliğin araştırılmasından bahsettiğinde ya da David Lapoujade, Deleuze'ün felsefesini bir kavga-dava olarak tanımlayıp felsefecinin konumunu bir tür "mim" pozisyonu olarak tasvir ettiğinde kavramla imge arasında kurulan ilişki belirginleşmeye başladı. Konferansların giderek kendi dinleyici kitlesini oluşturduğunu söylemek mümkün, burada birbirinden farklı alanlarda yazan düşünürler Deleuze düşüncesini farklı açılardan sergilediler. Eric Alliez, Masoch ile Deleuze arasındaki ilişkiyi anlattığı konferansında Deleuze'ün (ve birçok önemli yapıtını birlikte kaleme aldığı Felix Guattari'nin) psikanalize yönelttikleri eleştirinin onun her türlü arzu üretimini engellemesinden kaynaklandığını söylerken aslında yaratıcılığın her türlüsüne Deleuze tarafından atfedilen önemin de altını çizmiş oluyordu. Ulus Baker, Deleuze'ün kendi felsefesini oluştururken "kullandığı" diğer filozoflarla ilişkisine değindi; Hume, Kant, Nietzsche, Bergson, Spinoza vs. Ahmet Soysal, Deleuze'ün "Fark" kavramına yaptığı vurguyu gündeme getirirken Melih Başaran onun yapıtını yine çağdaş felsefenin bir diğer önemli figürü Derrida'yla ilişkili bir biçimde yorumladı. Bütün konferanslar boyunca dinleyicilerin de soruları ve katılımıyla sergi sadece bir sergi olmaktan çıktı, ilişkisel bir yapıya, zaman içinde yaratılan bir aralığa, bir düzenlemeye dönüştü. Bir ayı geçen bir zaman süresince İstanbul heyecan verici bir deneyime ev sahipliği yapmış oldu; her ziyaretçinin hoş karşılandığı, düşünceye soruların sordurulduğu, nezaketle dolu ve konuksever bir sergi: Gilles Deleuze için. |
|
|
|
mektup: zip@zipistanbul.com |