> Erik Truffaz:

İnsan kalbini dinlemelidir...

Müziğin herkes için ayrı bir anlamı vardır ve müzik, paylaştıkça çoğalır, zenginleşir. Zamanla onu yaratanın kontrolünden çıkar. Her dinleyicide farklı anlamlar kazanır. Yeni Fransız Jazz Hareketi'nin öncüsü, Erik Truffaz'ın dediği gibi, müzik sınırların ötesinde bir şeydir ve insan kalbini dinlemelidir...

Yalnızca Fransız jazzına değil, müziğe de yeni deneyimler kazandıran Truffaz, trompet çalmaya başladığında sekiz yaşındaydı. Zaman zaman babasının grubunda trompet çalması, aynı zamanda enstrümanını seçmesine de yardımcı oldu. Bundan sonra trompet, kendisini anlatmak için kullandığı biricik aracı oldu. Ünlü trompetçinin jazz müziğine dokunuşu, Miles Davis'in izlerini çokça gördüğümüz,"Out of Dream" (Blue Note, 1997) isimli albümüyle başladı. Kimilerince bu çalışma, Miles Davis'in "Nefertiti" isimli albümünün çocuğu olarak düşünüldü. Klasik jazz'a daha yakın olan "Out Of Dream", sanatçıyı başarılı bir yere koyan çalışma oldu. 1998'de, Truffaz modern jazz'a yakınlaştı. Ritm dörtlüsünü değiştirdi ve The Down (Blue Note-1998)'ı kaydetti. Bu jazz, davul ve bas karışımı albüm, jazz müziğine yeni bir bakış kazandırdı. Jazz, bu çalışmayla hip hop ve elektronik müzikle kaynaşarak evrim geçirdi. Ve bazı dj'ler ile Amon Tobin, Aphex gibi müzik sanatçıları tarafından modern müziğin başyapıtı olarak ilan edildi. "Bending New Corner" (Blue Note-1999) da, aynı anlayışla kaydedildi. Bir çeşit akustik davul ve bass. Sonuç; bir mükemmel albüm daha... "Mantis" (Blue Note- 2001) ise, daha elektronik bir anlayış taşıyordu.. Elektrik gitar ve yeni bir bando... Diğerlerine göre daha "melankolik" bulunan bu çalışma, Miles Davis'den çok, Chat Baker etkisi taşıyordu. "Walk Of the Giant Turtle" (Blue Note-2003) ile, Truffaz etkilendiği tüm kaynakları birleştirdi. Ambians, elektro ve psycho rock...Böylelikle saf ve modern bir müzik ortaya çıktı. Ünlü trompetçi, 90'ların sonunda, elektronik müzikle jazz'ın nasıl uzlaşabileceğini gösterdi dinleyicilerine. Erik Truffaz ve müziğinden bahsedebilmek için bildiğimiz tüm kelimeleri de kullansak yine de cümlelerin ifade edemeyeceği bir şeyler kalır. Müziğinin uzandığı yerlere kadar gidemez kelimeler. Belki de bundan olacak ki Truffaz da kendini anlatmak için kelimeleri kullanmayı tercih etmiyor pek fazla. Çoğunlukla suskun ve konuşmaktan sıkılmış. Ona göre kendisini en iyi bulabileceğimiz yer yaptığı müzik ve müziğinde mutlaka kendisine dair bir şeyler bulacağız. Pek çok sanatçıya ev sahipliği yapan İstanbul'un son zamanlardaki konuklarından biriydi Erik Truffaz.. İlhan Erşahin'le birlikte yürüttükleri "Our Theory" kapsamında İstanbul'a geliş gidişlerini de arttıran Trufaz'la, sound-check sonrasında sohbet ettik. Her zaman alçak gönüllü, her haliyle samimi olan sanatçı önce ellerimizi tuttu. Her zamanki gibi çok da konuşmadı...

> Farklı müzisyenlerle birlikte çalışmaktan zevk alıyorsunuz. Biriyle birlikte çalmaya nasıl karar veriyorsunuz? En önemli şey, kalp ve duygular. Birlikte çalacağım insanı hissedebilmek önemli. Ve onun da beni ama anlamayla hissedebilmesi gerekli. Bu da ancak kişinin kalbini dinleyebilmesiyle olur. > Başka önemli olan bir şey var mı?" Bu, seyahatlerin uzunluğuna göre değişiyor. Çünkü seyahat uzunsa sıkılacağım insanları istemiyorum. Fakat tabii ki insani tarafı daha önemli. Sonuçta kötü bir karakter yerine iyi bir müzisyeni tercih ederim her zaman.

> Yaptığınız müzikte elektronik müzikle jazz müziğini birleştiriyorsunuz. Bunu başarmanızı sağlayan ne sizce? Küçükken Led Zepplin hayranıydım. Hala da hayranlıkla dinlerim. Jazz yapıyor olmama rağmen rock müzikten hiç vazgeçmedim. Şu anda ikisini de aynı anda kullanabiliyor olmamın en önemli nedeni de bu. Müzik biraz dua gibi. Hep beraber yapılan bir şey ve en içindekini ifade edersen o zaman kendini bulmuş olursun.

> İstanbul'daki müzik hakkında ne düşünüyorsunuz? Yalnızca Çigan müziğini tanıyorum. Çünkü Jan Pierre Smadj'ın grubu S.O.S ile beraber ve onların müzisyenleriyle çalıştığı için onları iyi tanıyorum. Ve bu müziği çok seviyorum.

> İlhan Erşahin'le "Our Theory" ismini verdiğiniz bir projeyle birlikte sahne alıyorsunuz. Beraber çalmaya nasıl karar verdiniz? İlk kez, 2002'de Akbank Caz Festivali'nde beraber çaldık Bu buluşma, sonradan gelecek ortak çalışmalarımızın başlangıcı oldu Sahip olduğumuz ortak hassasiyeti "Our Theory" ismini verdiğimiz çalışmaya taşımaya karar verdik."

> Our Theory"den bahseder misiniz biraz. 'Our Theory', Erşahin'in şirketi, 'Nublu Records' etiketiyle çıkan bir albüm. Birbirimizin müziğinden etkilenmiştik. Ve birlikte birkaç kayıt yapmaya karar verdik. Wax Poetic'in gitaristi, Thor Madsen, davulcusu Jochen Rueckert ve Yeni Zelandalı genç basçı Matt Penman ile stüdyoya girdik. Kayıtlar iki gün sürdü. Sonra İlhan ve Thor iki yıl boyunca bu çalışmanın her parçası üstünde stüdyoda uğraştı. Çeşitli parçalar eklendi ve çıkarıldı.. "Our Theory" de ortaya böyle çıktı. İçinde, canlı performans ve bilgisayar desteği var. Loop'lar, sample'lar kullanıyoruz.

> Peki, İlhan'la nasıl tanıştınız? Biz, İstanbul'da tanıştık. Aslında tamamen tesadüftü. Dulcinea'dan Sami isimli ortak bir arkadaşımız sayesinde oldu tanışmamız. Sami, ikimize de birbirimizin albümünü dinletti. Ve birbirimizin yaptığı müzikten etkilendik.

> İlhan Erşahin'le beraber yaptığınız müzikte doğaçlamaya yer veriyor musunuz? Belli bölümler var. Ve çeşitli bu kısımların, temaların etrafında doğaçlama yapıyoruz. Johan Sebastian Bach da kendi döneminde gayet doğaçlama çalıyordu."

> Erşahin'le müzik yapmak, sizin için nasıl bir deneyim oldu? İlhan'dan öğrendiğim şey panik yapmamak.Ve sakin olmak. Müzik hala hazır olmadığında sakin olmayı bilmek.