>İstanbul lalesine kavuştu!

Laleleri görmek!

Melike Tümer

Lale deyince bir kadın adı, mizahçıların lalesi, Karacaoğlan şiirlerindeki lale, Osmanlı'nın Lale Devri mi geliyor ilk olarak aklınıza? İstanbul yeni 'lale devri'ne girene kadar böyleydi kuşkusuz. Ancak 'İstanbul'un lalesiyle buluştuğu' bir zamanda diğerlerine öncelik tanımak haksızlık olur.

 

1718'den itibaren lale zevkinin artıp, yetiştirilmesinin yaygınlaştığı 12 yıllık bir döneme adını veren çiçek, lale Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş'ın deyimiyle "anavatanına geri döndü". Bu dönüş hayırlı bir dönüş müydü, zamanlı mıydı, gerekli miydi tartışmaları da gecikmedi. Dile kolay, 22 türde üç milyon lale soğanı dikildi İstanbul'a. Bunun parasal karşılığı tam 1 milyon YTL. İlk olarak akıllara şehre lale makyajı yapıldığı geldi. Bu eleştiri, Mimarlar Odası Başkanı Oktay Ekinci'ye göre hem haklı hem de haksız. Nedenini şöyle açıklıyor: "Elbette kent yaşamını olumsuz etkileyen ve insanları neredeyse İstanbul'dan nefret ettirecek düzeye gelen sorunları çözmek dururken, büyük masraflarla bu tür uygulamalar yapmak, hoş karşılanmaz ve aynı nefret daha da artabilir. Yine de bu kentte yaşayanların, tüm zorlu koşullara ve iç karartıcı yaşama ortamına rağmen, duygularını anımsayacağı, güzellikleri konuşacağı, manevi olarak rahatlayabileceği etkileşimlere de ihtiyacı var. Bu durum sinemaya, mesire yerlerine, eğlence merkezlerine, Boğaz'da gezmeye gitmeye benziyor. Ancak, kampanya için harcanan paranın fazlalığı, ne yazık ki benim bu iyi niyetli yorumumda bile kafama soru işaretlerini takabiliyor.

İstanbul'un parasal kaynakları olabildiğince alt yapıya ve özelikle de raylı sistem ulaşım ağının mümkün olduğunca yaygınlaştırılmasına ayrılmalı. Sıkışmış trafikte, otobüste, üst üste beklemekten bunalan insanlar, pencereden lalelere baksalar bile göremezler; görseler de duygulanmaz, hatta daha da kızgınlaşabilirler." Başkanın zevkine göre peyzaj Kadir Topbaş'ın, "İstanbul dışından olduğu gibi yurtdışından da çok sayıda insan laleleri görmek için İstanbul'a geliyor. Bu da bana büyük bir keyif veriyor" (Milliyet, 19 Nisan 2006) sözleri, lale dikim çalışmalarının kişisel bir zevk ürünüymüş imajı yaratmasına da neden oldu. Hatta zaten var olan bu imajı pekiştirdi diyebiliriz.

Bu, sadece Büyükşehir Belediyesi için değil, belde ve ilçe belediyeleri için de geçerli bir durumdu. Zira iç içe geçen belediye sınırları nedeniyle, başkanların farklı zevk ve kültürlerine göre yarattıkları farklı peyzajların kent bütünündeki farklı görüntüleri apaçık karşımızda. Oktay Ekinci, kentsel estetik, alan düzenlemesi gibi genel bir ahenk ve uyum içinde gerçekleşmesi gereken çalışmalarda, semtten semte, hatta caddeden caddeye farklılaşan sonuçlar doğduğuna dikkat çekiyor ve "Büyükşehir'in lale kampanyası sadece kendine bağlı ana arterlerdeki refüjlerde ve parklarda gerçekleşirken, ilçe ve belde belediyelerine ait yerlerde, bu uygulamaya uygun yerler ya çöplük halinde ya da başka türlü bitkilendirmeler içinde.

Tıpkı ulaşım ve su gibi, kentsel çevre düzenlemeleri için de tüm semtleri aynı plan ve uygulama içinde ele alabilecek, kent içinde farklılıklar yaratmayacak bir sistem geliştirilmeli" diyor. Bir bütünü oluşturan parçaların (belediyelerin) birbirlerinden bu kadar bağımsız hareket edebildiği bir şehirde, çevre düzenleme konusunda ehil kişilerin dikkate alınmasını beklemek, biraz fazla şey istemek oluyor galiba. Zira Kartal ve Küçükçekmece ilçeleri için hazırlanan uluslararası proje yarışmasına Türk mimarların çağırılmamasının yarattığı tepkiyi de göz önüne alarak, konunun ehillerinden İstanbul'un çevre düzenlemesi için fikir alınıyor mu, onların etkinlik dereceleri nedir, merak ediyoruz.

"Bugüne kadar hiçbir yerel yönetim, kentin planlanmasında ve önemli yatırım projelerine karar vermeden önce üniversitelerden, meslek odalarından, ilgili bilimsel ve demokratik kurumlardan fikir almadı. Aldıysa bile uygulamadı. İstanbul'daki tüm üniversitelerden 100'e yakın akademisyen ve 400 kadar uzmanın katılımıyla, Avrupa'nın en büyük ve en donanımlı kentsel planlama bürosu oluşturuldu.

Ancak kamuoyunda en fazla tartışılan Galataport, Haydarpaşa gibi projeler bile bu merkeze sorulmadı," diyor Ekinci. Dolayısıyla gündemdeki üçüncü Boğaziçi köprüsünün de planlama merkezinin bilgisi ve görüşü dışında gelişmesi hiç şaşırtıcı gelmiyor. Acaba çevre düzenlemesi için keyfi uygulamaların önüne geçmek ve uzman kişilerin de konuya müdahil olmalarını sağlamak amacıyla yabancı mimarlar arasında proje yarışması mı düzenlense? Yoksa lalelerin getirildiği ülkelerden birkaç tane de peyzaj uzmanı mı transfer etsek! Bu ülkenin uzmanları en fazla yarışma programlarında "jüri" olarak kabul ediliyor nasılsa…

Ama biz bu kentte yaşayanların, uzmanıyla vatandaşıyla İstanbullular'ın sözü ne zaman kabul görecek asıl onu merak ediyoruz…