>Sultan'dan Cemile'ye Türkan Şoray ve Bulut Aras

Sen ayırdın, sen kavuştur!

Nadide Karademir

Cemile 15 yıl yatmış hapiste, kocasını öldürdüğünü düşünen savcının iddiası yemiş on beş yılını. Haksız yere yatılan yıllar boyunca üç çocuğunu bıraktığı görümcesi de suçlu diye ne kendi uğramış, ne çocuklarını götürmüş ziyaretine. 15 yıl sonra özgürlüğüne kavuşur kavuşmaz 15 yıl önce bıraktığı gibi sarılmış hayata. Çocuklarını İstanbul'un keşmekeşinde dolanarak bulamayacağını bilen Cemile, dayanmış savcının kapısına: "Bul bana çocuklarımı, sen ayırdın sen kavuştur."

Son dönem dizilerinden Cemile'nin öyküsü böyle başlıyor. Dizi 27 yıl önce "Sultan" filmi ile bir kuşağı sinemalara kilitleyen Türkan Şoray'ı ve Bulut Aras'ı tekrar aynı projede buluşturuyor. Çekimleri Baltalimanı'nda yapılan Cemile'yi sebeb-i ziyaretimiz ise hem bu durumları konuşmak, hem de her gün bir yenisi çekilen dizilerin setleri hakkında bir haber hazırlamak. "İstanbul'da dizi çekimleri nasıl yürüyor, dizi çekimlerinin İstanbulular'ın gündelik hayatına etkileri neler"merak ettiklerimiz. Ve elbette dizinin başrol oyuncuları Türkan Şoray ve Bulut Aras diziler hakkında ne düşünüyor... Set aralarında konuşuyoruz ekiple…Yıllardır dizilerde görmediğimiz Bulut Aras'la konuşuyoruz önce:

> Sizi yıllardır hiçbir dizi projesinde göremedik. Cemile ile yeniden ekranlardasınız. Cemile'yi seçmenizin nedenleri neler? "Evet, yıllardır beni hiçbir dizide göremediniz, Ama bu dizinin yapım ekibinden, hikayesine bir çok şey bana doğru bir dizi olduğunu düşündürdü. Türkan Şoray'ın projede olması da kararımı vermemde etkili oldu tabi. Bu ikimiz için de geçerli. İkimiz de güzel bir proje olsa da tekrar birlikte uzun soluklu iş yapsak diye konuşurduk ara sıra" diyor. Ve eklemeyi ihmal etmiyor, "Türkan Şoray çok önemli bir sanatçı, onu herkes seviyor." Bulut Aras Cemile'de Kenan karakteri ile kendini adalete adamış ve bu uğurda ailesini bile ikinci plana atmış bir savcı. Birden kapsına dikilen Cemile (Türkan Şoray) onun adalete adanan hayatında silik ve sıradan bir kadın silueti. Ama bu sıradan kadının bildiği şey, adaletin terazisinin bazen ters işlediği ve sevdikleri uğruna savaş vermesi gerektiği. Sultan filmini de şöyle bir hatırlarsak; Kemal'in (Bulut Aras) mahallenin çapkın, serseri ve "günü yaşarım gönlümü eğlerim"ci tavrına karşı kocasını kaybetmiş Sultan (Türkan Şoray) çocuklarına bakmak için çırpınan, yaşadığı derme çatma gecekonduyu yuvaya çeviren, geleceğini kurma çabası içinde bir kadın. Güzelliği mahalledeki erkeklerin gönlünü yakan, aklı ve cesareti ile mahallelinin derdini açtığı Sultan güçlü, inançlı ve inatçı. Yanına gidip Türkan Şoray'a bu durum bir tesadüf mü diye soruyoruz...

> "Güçlü kadın karakterleri canlandırmak sizin tercihiniz mi, yoksa toplumda o kadar güçlü bir rolünüz var ki aksini oynarsanız kimsenin role inanmayacağından mı korkuyorlar? Cemile'de oynamak sizin yaparken mutlu olduğunuz bir iş mi?" "Cemile'de ben sevdiğim bir karakteri canlandırıyorum. Sonuçta projeyi seversem başka karakterleri de canlandırırım. Ama Cemile'yi sevdim. Yani o yüzden mutluyum. Ama bizim mutluluğumuz ancak yaptığımız iş izleyiciyle buluşunca büyükmutluluk halini alıyor. Seyircinin karakteri sevmesi, diziyi sevmesi verdiğiniz emeklerin karşılığını almış olmanız demek."

> İstanbul'un hemen hemen her semtinde bir dizi çekiliyor son dönemlerde. İnsanların setleri misafir gibi ağırladıkları dönemler biraz geride kaldı... Bu durum sizlerin çalışma standartlarınızı zorlaştırıyor mu? İkiniz de uzun yıllardır setlerdesiniz. T.Ş. Yıllardır İstanbul'un karış karış her tarafında film çektim. Hiçbir şey değişmedi bence. Her zaman set yerlerindeki seyircide ilgi yoğun olmuştur. Ellerinden gelen kolaylığı sağlıyorlar. Ama bizim çalışma koşullarımız çok değişti tabi. Eskiden çok daha zor koşullarda çalışılıyordu. En azında şimdi çok daha rahatız. Oyuncuların karavanları var, ekip çok kalabalık ve işbölümü çok güzel düzenlendiği için çok daha rahat çalışıyoruz.

> Sultan'ı çekerken durum farklı mıydı? B.A. O zamanlarda da şimdi de halk bize çok yardımcı oluyor. Türk insanı özellikle sevdiği oyuncular varsa, yani onlarla bir şekilde bağ kurmuşsa çok yardımcı oluyor. Sanata ve sanatçıya karşı kesinlikle duyarsız bir halk değiliz aslında

> İstanbul'u ve İstanbullu'yu anlatan bir filmdi Sultan… B.A. Sultan 27-28 yıl öncesinde bir varoş semti olan Hisarüstü'nde çekilmişti. Oralar site oldu mesela. Herşey çok değişti ve bunları filmlerden takip edebilirsiniz. Ama başlı başına İstanbul'u anlattık diyemeyiz. İstanbul'un bir semtiydi anlattığımız. İstanbul bir mega kent. İçinde farklı kültürler barındırıyor. Bir filmle bütün İstanbul anlatılamaz. T.Ş. Bizim yıllar önce çektiğimiz bütün filmler İstanbul'u çok güzel anlatıyor bence. Çünkü her karesinde İstanbul'un çeşitli yerleri gizli… Şimdilerde bu filmler televizyon ekranlarında olduğu için insanlar 'ah işte İstanbullular nasılmış o zamanlar, caddeler çok değişmiş, orası yeşilmiş şimdi apartman olmuş' diye izliyorlar... O dönemlerde çektiğimiz filmler tarihi belge niteliği taşıyor. İstanbul'un gittikçe kötüye giden yapılaşması, yeşilliğin katli, olduğu gibi ortaya çıkıyor. Dizinin yönetmeni Özer Kızıltan; birçok dizide yönetmenlik yapmış. Takva adlı bir de sinema filmine de imza atan Özer Kızıltan için Türkan Şoray ve Bulut Aras'la çalışmak başka bir şey olsa gerek. Herkes Sultan'ın da etkisi ile bir aşk hikâyesi bekliyor... "Biri jön, biri jön dam… Elbette insanlar aralarında aşk olmasını bekliyor. Onların arasında bir aşk olacak, önemli olan bunun nasıl anlatıldığı. Sonuçta Sultan, Yavuz Turgul senaryosu, Kartal Tibet rejisiydi ve çok başarılıydı. Zor bir işe kalkıştığımızı biliyoruz. Ama şu an iyi gittiğini görüyorum ben. > Bu kadar çok dizinin olduğu bir ortamda insanlar dizilere evimi kiralasam, para kazansam diye bakabiliyor. Bunun zorluklarını yaşıyor musunuz? Türkiye'de yıllardır aşılamayan bir sorun bu. Bunun nedeni insanlar değil. Platolar olmalı ve biz evlerimizi kurup çekimlerimizi orada yapmalıyız. Bazen birinci bölümü çektiğimiz eve ikinciye girmek istiyoruz ve fiyatı arttırıyorlar. Bu yüzden senaryo değiştiren diziler bile var.

> Filmler, diziler İstanbul'u ne kadar anlatabiliyor sizce? Atıf Yılmaz'ın çektiği bir Ah Güzel İstanbul vardır ki bence İstanbul'u o filmde aramak gerekir. İstanbul özel bir kent… Çağrı Kalkancı ise dizinin mekân sorumlusu... Yani İstanbul'da dizi çekmenin zorluğunu belki de en çok yaşayan o … "İnsanların kapılarını çalıp burada çekim yapabilir miyiz diye soruyoruz. Eğer uygunsa çekimlere başlıyoruz. Bu işte insanlara iyi para ödeniyor ve "bir set gelse de biz de evimizi verip para kazansak" diyenler çok oluyor. Yeni bir sektör oluşmaya başladı bu alanda. Bazen kapıdan kovanlar oluyor. Eğer bir önceki ekip evi dağıtmışsa kimse evini vermek istemiyor. Şu anda İstanbul'da çekim yapmak çok zor. Anadolu'da çekim yapmak çok daha rahat." Hayata dair en umutlu bakış çocuklardadır ya her zaman. Gün olur sorunların hepsi biter, her şeyin olumlu bir tarafı bulunuverir. Dizide Mert Bilgin 12 yaşındaki bir çocuğu oynuyor: "Daha önce de dizilerde bir iki bölüm oynamıştım ama Bulut Aras ve Türkan Şoray'la oynamak başka bir şey. Burada herkes bana çok iyi davranıyor, tüm ekip çok iyi bir çalışma temposu içinde. Ayrıca çok iyi oldu benim için. Okulda biliyorsunuz saçların kısa olması gerekir. Ama şu an saçımın devamlılığı olduğu için okulda tek saçı uzun olan benim."