> Sourclisp, Trance, Goa, Indigokids ve diğerleri:

Nereden çıktı bu trance !?

Gerçek ve sentetik gerçek arasında takılabilmemizi sağlayan trans durumu adını bir müzik türüne de vermiş durumda. Zimbabwe, Macaristan ve Antarktika'dan sonra Türkiye'yi de ziyaret eden 'Soulclipse' çocukları Trance'in bir müzik türünün biraz ilerisinde olduğunu gösterdi bize. Peki, 1990'ların başında yeraltından başını çıkartmaya başlamasından bu yana nasıl Madonna'yı etkileyecek kadar ciddi bir olaya dönüşebildi bu "trance" tabir ettiğimiz müzik türü? Köprülü Kanyon'da güneş tutulmasını kutlamak için dünyanın dört bir yanından gelen on binin üzerinde insanın işi gücü yok muydu? Peki diğer bir sürü insan neden Goa'ya gidiyorlar? Çok merak ettik, şimdi bunlara cevap arayacağız...

 

YTrans durumu için gerçeklik ve sanal gerçeklik arası bir durum dedik biraz bu mevzuyu açalım. Zira trans, genel geçer popüler tanımlarının derininde farkında olmadan içinde bulunmaya zorlandığımız bir durum haline gelmiş. Meditasyonla son bir kaç yıldır iç içeyiz artık. Transandantal meditasyon tamlaması son model Gurular sayesinde hayatımıza sirayet etti, boş zamanlarımızda bunu sık sık yapmaya başladık. Trans sözcüğünün bilinçli kullanımı da bu sayededir.

Ancak transın sadece meditasyonla ilgili bir mefhum olmadığı, herkesin ara sıra trans haline geçmeye gereksinimi olduğu da bir gerçek zira bu, gerçekliğin sıkıcılığı ve yoruculuğundan bir süre için de olsa uzaklaşmayı sağlıyor. Farkında olmadan yapıyoruz bunu üstelik puzzle yapmak bu trans yollarının en ünlüsü ancak televizyona bakmak, içki içmek vs araçlarla da farkında olarak ya da olmayarak defalarca yapıyor insanlar bunu. Ve fakat çevremizi artık tamamen sarmış olan bilgi ağı, gerçeklikten kaçarken bilmeden başka bir sentetik gerçekliğe kaymaya neden oluyor. Sürekli tekrarlanan sloganlarla beyinler yıkanıyor, reklamlar insanların normalde hiç ihtiyaç duymayacağı şeylerin açlığını çekmesine yol açıyor ("Basitleşir ve tekrarla! Basitleştir ve tekrarla!" Hitler'in Nazi propagandacısı Goebbels'in bu tekniği yüz binlerce insanı "Ari Irk" aldatmacasına inandırmak için kullandığını biliyor muydunuz?).

Sonuçta gazetelerde, TV'lerde, elektronik medyada sürekli tekrarlanan telkinler, davranışlar, politik, ekonomik, etik davranışlara yönlendiriyor. İki dakika rahatlayacağız diye olmadık bir beyin yıkama olayının içine giriyoruz yani ("Clockwork Orange" suçluların bu yolla ıslahını kurgulamıştı hatırlarsanız). Bunun bilimsel adi da "trans abuse", yani trans istismarı. Biraz daha geçmişe bakalım; yüzyıllar öncesinden günümüze kadar toplulukların inanç ve tapınma alışkanlıklarında trans olmazsa olmaz bir olgudur ve mutlaka müzikle beslenir. Çalmaya başlayan Şaman davulları günler boyu susmaz. Sadakatlerini kanıtlamak isteyenler kendilerini çengellere asar, korların üzerinde yürürler. Zira transta olmanın bir etkisi de fiziksel farkındasızlıktır. Aynı zamanda transın kendisini tam olarak bulduğu durum da işte budur. Ne yazık ki günümüzde bu da istismar konusudur ve bir tarikata dahil olmak insanı maddi ve manevi olarak sömürüye açık hale getirmektedir. Peki, bu kadar laf kalabalığına ne gerek vardı? Vardı çünkü ilk defa bir müzik türü adını bir yaşam felsefesinden aldı, bilinmeyen farklı bir yaşam tarzını şekillendirdi ve o yaşam tarzı da müziği. Tamam, rock müzik'te bir yaşam felsefesidir, Woodstock çok mühim bir oluşumdur ancak çok farklı politik bir duruşu vardır.

Trance ise politik değil insani bir duruştur hayata karşı.Trans kuramı, Trance müzik türü Afrikalı, Orta ve Güney Amerikalı Şamanların transa sokan müziği arasında bir bağ vardır. Müziğin transı yoğunlaştırıcı etkileri gayet iyi bilinmekle beraber trans kuramı da müzikteki transa geçirici öğeleri belirlemeye yardımcı olmaktadır. Bunu neden yapalım derseniz müzik yardımıyla daha kaliteli translar elde etmek diyebiliriz. Sonuçta bir müzik parçasının sevilmesindeki en önemli etken dinleyicilere hissettirdiğidir. (Şunu aklınızdan çıkartmayın... Trance size asla unutmayacağınız şeyler hissettirebilir...). Trance'in house müziğin bir kolu olarak ortaya çıktığı düşünülüyor. Bu türü diğer elektronik müzik türlerinden ayıran özelliği, duygulara biraz fazlaca hitap eden, kitlelere değil, akla seslenen bir müzik türü olmasında yatmaktadır.

Biraz açalım konuyu: Trance hakkındaki en temel gerçek bu türün doğu ve antik doğu kültürünün dini ve manevi köklerinden çeşitlendiğidir. Diğer bir açıdan da bu müziklerin ana yapısını Barok müziğe benzetiyoruz; klasik müzikte olduğu gibi bir giriş, gelişme ve sonuç bölümü üzerine yapılıyor ve özellikle Bach'ın fügleriyle gayetle benzeşmekte. Genel olarak 4/4'lük tartım kullanılıyor ancak her zaman enerjik olmak gibi bir kaygısı yok, chill out tabir ettiğimiz şekillere de girebiliyor (Café del mar serisini bilmeyen var mı hala aranızda?). Genel karakteristiğe bakacak olursak eğer kırıklar ve sarmallar, inişler ve çıkışlar, 16 ve 32'lik kısa samplelar, anthemler, birbirinin içine geçmiş majör ve minör akorlar sayılabilir. Trance house gibi kendini tamamlamış bir müzikten çıkmış olmakla beraber hala daha gelişimini sürdürmektedir ve ne house ne elektronik müzik asla bu kadar duygusal olamamıştır. Trance müziğin yüzyıllar kadar bir geçmişi olduğunu daha önce de söyledik; günümüz trance müziğinin de köklerinin Şamanizm ve Budizmden aldığını. Tarihsel gelişime bakacak olursak, 1990'lı yılların başında Almanya'dan doğmuş bu tür Dragonfly gibi öncü plak şirketleri sayesinde 90ların sonuna kadar dikkat çekmeyi başardı. Clubberlara gayetiyle hitap eden bu tür daha sonra Euro Trance olarak addedilecek ve Madonna dahi bu ritimleri 1998'de Ray of Lights albümünde kullanacaktı. 1996 civarında İngiltere ve MTV olaya el koydu, Ibiza'da partiler düzenlenmeye başlandı. Ancak buralarda bayraklar yerine bikinili kızları görmekteyiz bol miktarda.

Sasha, Paul Oakenfold ve John Digweed Ibiza'nın ünlü DJleri arasında sayılıyor bu arada belirtelim. Brian Tansau, Paul Van Dyk, Ferry Costen ve Underworld gibi insanlar da karınca gibi çalışıp, daha uysal bir drum'n 'bass, house kıyısından geçen ve technodan biraz daha kabul edilebilir bir trance ortaya çıkardılar ki bu artık Progressive Trance idi. Almanlar Progressive Trance ve Ambient Trance hadisesine kadar gelebildiler ancak bu türler sonradan biraz geride kaldı zira Goa ve Psy vardı. İsrailliler ve İsveçliler ise sürekli yeni sesler peşinde koşarak türü çeşitlendirdiler (nedense İsrail denice Astral Projection, İsveç denince de Filteria geliyor aklıma). Goa ve Psytrance'in Euro Trance hadisesinden daha önceden beridir var olduğu ve bunun sorumlusunun da İsrailliler olduğu herkes tarafından bilinen bir gerçektir, bunu kanıtlayan fotoğraflar internette elden ele dolaşmaktadır. Goa Trance adını Hindistan'ın Goa eyaletinden alıyor. Hippilerin yuvası olan bu eyalette 1970lerden sonra turist akımının yavaşlaması ve o bölgede bir çekirdek grubun yerleşik kalması yoga ve sair aktivitelerin yanı sıra müziğin de kendine özgü bir şekil almasını sağladı. Öncüleri arasında Goa Gil ve Mark Allen'ın adının geçtiği bu tür 80'lerden sonra kendini iyicene toparladı ve kendi çevresinde partiler döndürmeye başladı.

Sadece transa değil aynı zamanda dansa da yöneldiğinden kelli olsa gerek, o yıllarda Dance Trance diye anıldığı rivayet olunur. Hareketlidir, yine genellikle 4/4'lük tartım kullanır, 16lık ve 32lik notalar revaçtadır. Genellikle 8-12 dakikadan az sürmez ve bu süre boyunca da diğer Trance türlerinden daha fazla sayıda bas ses barındırır. Goa partilerinin olmazsa olmazları fluoro kullanımının yaygınlığıdır. Bu fluoro renklerle iplik ve tahta çatılardan oluşan dekorlar, backdroplar imal edilir. Açık havada gerçekleşen bu partilerin her biri için ayrı dekorasyon yapılmakla beraber her Trance DJ' inin veya dinleyicisinin kendine ait bir bayrağı vardır. Uzaylılar, hinduizm ve benzeri doğu felsefesi, psychedelic şekiller, Şamanizm bu bayrakları şekillendirir, boyar ve asar.

Bu partilerin asıl sorumluları İsrailliler olmakta birlikte Goa Trance tüm dünyada severek tüketilmektedir (en son Antalya'ya yolladılar bir paket, lezizdi). Goa'nın 1990ların ikinci yarısında dans özelliğini kaybetmiş bir kolu ortaya çıkmış, müzik tamamen Psychedelic Trance haline değişmiştir. Açıkhava partilerinin gözbebeği haline gelen Psy, enteresan bir şekilde Japonların ilgisini çeker, Japonların yaptıkları Avustralyalıların ilgisini çeker derken dünyanın dört bir yanından insanlar yine bulundukları dünyanın gözlerine kestirdikleri yerlerinde toplanmaya başlarlar, en revaçta bahaneleri ise güneş tutulmasıdır. Trans haline geçip bu yarı bilinç durumundayken rahatsız edilmemek için en iyi yol kimsenin sizi rahatsız edemeyeceği bir yere gitmektir. Herkes bu durumdan memnun olsa gerek ki, Köprülü Kanyon'da toplanan on binden fazla insan, 2009 senesinde Japonya'da yüzyılın en uzun güneş tutulmasının (6 dakika 21 saniye süreceği söyleniyor) beraber izlemek için birbirine söz verdi.

www.trance.edu - www.soulclipse.com