> elektra

Beyoğlu'nda yaşamak...

ABeyoğlu'nun İstanbul sakinlerinin (a) iş yapmak, (b) iş yorgunluğunu atmak, (c) evleri orada olduğu için gittiği bir yer olduğunu biliyorsunuz değil mi... Ama deneklerden yarısı sadece (b) seçeneğini, üçte biri (a) ve (b) seçeneğini işaretledi. Ama (c) seçeneğini işaretleyene rastlamadık. Zaten kim Beyoğlu'nda yaşamak isteyecek kadar aklını kaçırmış olabilir ki!?

Marmara Oteli'nin Pastanesi, St. Antuan, Tünel'de konuşlanmış lütiyeler, Rejans derken, kimse haftada en az bir kere Beyoğlu'na inmek için bir bahane bulmakta zorlanmıyor biliyorsunuz. Suyun haricinde İstanbul belediye otobüslerinin ve dolmuşların da bu meydandan taksim edilmesi de "Gecenin bir saatinde nasıl geri döneceğiz." sorununu ortadan kaldırmıyor. İstanbul nasıl Türkiye'den seçme insanları bünyesinde toparlayabilmiş bir şehirse, Beyoğlu'da aynı şekilde İstanbul'daki en "sivri" tiplere sokaklarını açıyor. Bu nevi şahsına münhasır topluluğun da elbette kendisine ait farklı bir yaşam tarzı var.

Her ne kadar sakinlerinin şekli şemali değişse de, Beyoğlu her zaman insanları kendine çekmeyi bir şekilde başarıyor. Dünyanın herhangi bir kentinde Yunanistan Konsolosluğu'nun önünde bir Patrik ile karşılaşma olasılığınız ne kadar düşükse, bir anda İstiklal Caddesi'nin ortasında ateş çevirmeye başlayan Rainbow People ile karşılaşma olasılığınız da o kadar yüksektir..

Beyoğlu bütün özellikli mekanlarıyla beraber memleketin her damak zevkine hitap eden ve yirmi dört saat ayakta olan tek bölgesidir herhalde. Öyle ki, İstanbul'un diğer yakasında yaşayanlar eğlence aleminin kendi bölgelerinde yaşadığını iddia etmekle beraber Cuma ve Cumartesi akşamları Boğaz Köprüsünde Asya'dan Avrupa'ya geçişin kilitlenmesine neden olurlar. Diğer kentlerden hafta sonu eğlencesi için gelenler ise bütün otelleri doldururlar. Trafik 24 saat sıkışıktır, ama sabahın saat dördünde de çeşitli yemek alternatifleri bulabileceğiniz tek yer de Beyoğlu'dur herhalde…

Efendim bunlar herkesin aşina olduğu mevzular olmakla beraber bir de az kişinin yaşama ayrıcalığına sahip olduğu bir Taksim civarında konuşlanma tecrübesi vardır. Şişli ve Mecidiyeköy'den bile az konut bulunan bu semtte bir ev, bir oda bulabilme başarısını gösterenler ise belki müzik mesaisi nedeniyle uykularından olacaklar ama bu özverilerinin karşılığını da fazlasıyla alacaklardır. Misal ev arkadaşlarından başlayalım. Fabrikatörün kendisi veya çocuğu değilseniz evi tek başınıza kiralamadınız ve fakat o eski, üç metre tavanı olan binaların bir dairesinde ancak bir oda edinebildiniz demektir. Dolayısıyla en az iki tanesi yerleşik olan en az üç ev arkadaşınız vardır -yerleşik olmayan ev arkadaşları ev sahibinin ya da kiracılardan birinin geçici bir süre evsiz kalmış arkadaşıdır-. Bu ev arkadaşlarının en az yarısı 'roommate'lerdir, Alman, Avustralyalı veya Hollandalı'ya rastlama şansınız yüksektir, İsrailliler ise asla yerleşmezler, sürekli dolaşım halindedirler. Yurt dışına çıkma olanağı yoksa böyle bir yerde yaşamak değişik kültürleri, yemeklerini ve müziklerini tanımak için nefis bir çözüm olabilir. Müzik demişken, bu bölgede müziğin asla susmadığını da söylemek gerek zira binalar artık bar olarak kullanılıyor, oturulan yerin barların arasına sıkışmış bir bina olduğu kesin.

Bulunduğunuz çevre kulak zevkine uyuyorsa eğer, misal Tomtom civarındaysanız bu gerçekten çok eğlenceli olabilir, ama tersi durumda yani Yeşilçam'daysanız bu durumun eziyet olması kaçınılmaz. Ama önemli değil, şöyle bir çıkıp dolaşıldığında illa ki takılabileceğiniz bir müzik bulabilirsiniz. Hangi mekan, hangi müzik? Babylon ve Indigo, seçme isimler getirmek ve izdiham yaratmak konusunda birbirleriyle yarış halinde zaten. Kompakt çoktan Indigo'nun gediklisi oldu, neredeyse her ay arz-ı endam ediyor. Babylon ise Phonem'e sadakatle ev sahipliği yaptığı günlerden bu yana dünya müziğine kucak açmayı sürdürdü. Eskiden birinciliğe bu semtte oynayan Godet artık farklı kulvarlara yönelerek bizi üzdü.

Duyum almış ama henüz test etmemiş olmakla beraber Sawady 2. katını deneysel müziğe açmış, artık güzel elektro ve punk performansları yakalanabiliyormuş. Elit kesim Pera müzesinin yanında Private Room'a takılabilir, bizce mahsuru yok. Manastre ise ElectroGoth geceleriyle gönlümüzü fethediyor. Ancak alan dar. Manastre ve Peyote için fazla geçerli olmasa da mesela ev sahipliği yaptığı DJ'lerin ünü İndigo'yu çoktan aşmış durumda. Babylon için de sıklıkla aynı sorun yaşanıyor. Elektronik müziğin dans etmeye çok müsait olduğu su götürme.z Ama biz ne yapıyoruz, holiganlar maçta olay çıkartmış ve az sonra ezilerek öleceğiz…

Durum o kadar vahim ki bazen Saklıkent'te olmayı diliyoruz. (Ankara yani..) Peki ne yapıyoruz? Bu gece herhangi bir trance partisi olmadığından ve Dogz Star bu kalabalık hadisesine içeri müşteri kabul etmeyerek bir çözüm getirmiş olduğundan doğruca sokaklara çıkıyoruz. Zira Beyoğlu tek olma olayını sokakta içki içme serbestliğinde de kimseye bırakmıyor. Ve tabi ki sadece mekanlar değil, sokakların da belirli bir kalabalığı var. Oralarda tekler birbirlerini kesiyor veya erkeklerse kavga ediyor, çiftler bir saatten sonra kavga ediyor ama yakın bir bakkala gidip içecek alma hadisesi düzenini koruyor. Ki ev ahalisinin de arada evden çıkıp sokağında içmesi gibi bir hadise vardır…

Bu arada Bodrum'da da sokakta içmeye elveren, hatta kalabalığa plastik tabure servisi bile yapan bir tekel bayii olduğunu ve adının da Beyoğlu olduğunu söylemeden geçemeyeceğiz. Siz de hayata Beyoğlu'ndan bakmaya ne dersiniz?