|
>
Cüneyt Arkın ve Dünyayı Kurtaran Adam"ın oğlu Dünyayı yeniden kurtarmak... Kara Murat, Tarkan, Dünyayı Kurtaran Adam ve daha niceleri… Türk sinemasının en kahraman aktörü Cüneyt Arkın, yeni filmi Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu için yeniden kamera karşısına geçti. Yalnızca Türk sinemasının değil, dünya sinemasının da kült filmlerinden biri olarak tanınan Dünyayı Kurtaran Adam'ın devam filmi olan ve yjönetmenliğini kartal Tibet'in yaptığı Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu'nda başrolleri Mehmet Ali Erbil ve Pascal Nouma ile paylaşan Cüneyt Arkın'la önümüzdeki sonbaharda gösterime girecek filmi ve sinema macerasını konuştuk...
"Yıl, 1963. Ben, Eskişehir'de Göksel Arsoy'un hem yapımcısı olduğu; hem başrolünü oynadığı "Safak Bekçileri" diye bir filmi çekiyorum. Film, jet pilotlarının yaşam tarzlarıyla ilgili. Filmin, gerçekçi olabilmesi için mümkün olduğu kadar yan rollerde subayların kendilerini oynatmaya çalışıyorum. Çalışmalara devam ederken bir genç subay dikkatimi çekti. Uzun boylu, gayet yakışıklı. Üniforma üstüne gayet güzel oturmuş. Onu yan rollerden birinde oynatmayı düşünüyorum. Konuştum daha sonra kendisiyle. Tanışmış olduk. Adı, Fahrettin Cüreklibatur idi." O dönem, Hava Kuvvetleri'nde doktor olarak yedek subaylık yapan Arkın, çok istediği halde, görevi olduğu için çekimlere katılamaz. Bu yüzden Refiğ, onun için düşündüğü rolü, Ozan Polat'a verir. İstanbul'a döndüğünde ise yeni bir film, "Gurbet Kuşları" için hazırlıklara başlar. Bir gün, Şişli'deki evinin kapısı çalınır Karşısındaki Eskişehir'de tanıştığı yedek subay, Fahrettin Cüreklibatur; yani Cüneyt Arkın'dır. Halit Refiğ, anlatıyor: "Fahrettin,
hemen konuya girdi. Eskişehir'deki tanışıklığımızdan bahsetti önce.
Herşey yerine oturdu. Ve neticede şöyle bir şey söyledi, 'siz o tarihte
bana böyle bir teklifte bulunmuştunuz. Maalesef görev dolayısıyla
ben o teklife karşılık veremedim ama bu, aklıma yerleşti. Ben terhis
oldum. Şimdi bu teklifi yenilerseniz, böyle bir şey için varım.' Dedim
ki, 'Fahrettin Bey, kardeşim bakın sizin çok güzel bir mesleğiniz
var. Hekim olmak... Bizim sinema, maalesef biraz macera işidir." Ve
dedi ki, 'Ama bir sefer benim aklıma girdi bu iş. Bunu siz benim aklıma
soktuğunuz için bu konuda bana bir şans vermenizi de bekliyorum.'
Böylece, Fahrettin Cüreklibatur, Halit Refiğ'in yönettiği "Gurbet
Kuşları"nda, sinemaya bir aktör olarak "merhab Halit Refiğ: "60'lıyılların ilk yarısı itibariyle Suat Yalaz'ın 'Karaoğlan' çizgi romanından Kartal Tibet'in oynadığı bir film yaptılar. Filmin tutması Arkın'ın önünü açtı. Böylece o da bir başka yapımcı arkadaşını, 'Malkaçoğlu'nu filme çekilmesi yolunda ikna etti. Böylece akrobatik cevherini Malkaçoğlu filmiyle tatbik alanına soktu. Ve çok kısa bir süre içinde Cüneyt Arkın'ın romantik rolleri bitti. ' Malkaçoğlu' ortaya çıktı. Arkasından işte 'Kara Murat'lar, 'Battal Gazi'ler... Ve tamamen Arkın, kendi alanında bir yıldız haline geldi. Esas itibariyle Türkiye'de çok sevilen, tutulan bir yıldız haline gelen o kişiliği aslında yeterince kendi yarattı. Malkaçoğlu, Kara Murat, Battal Gazi, Dünyayı Kurtaran Adam... Onlar, kendi yarattığı Cüneyt Arkın." Eskişehir'de başlayıp; İstanbul'da devam eden bir serüven Halit Refiğ'in anlattığı. Arkın, bugün 69 yaşında. Fakat hala gözlerinde aynı heyecanın parıltısı… Ekim'de sinemalarda izleme fırsatını yakalayacağımız, Kartal Tibet'in yönetmenliğini yaptığı 'Dünyayı Kurtaran Adam'ın Oğlu' filminin çekimleri henüz bitti. Çalışma için en son gidilen mekan, 'Dünyayı Kurtaran Adam'da da olduğu gibi Kapadokya'ydı. Biz de ünlü aktörü, Kapadokya'ya gitmeden evvel İstanbul'daki sette ziyaret ettik. > Dünyayı Kurtaran Adam'dan sonra tekrar filmin devamı niteliğinde olan bir filmde tekrar oynamak nasıl bir duygu? Ben sinemaya emek veren herkese çok büyük bir saygı duyuyorum. Burada da hakikaten büyük bir risk alarak zaman, para, emek harcayarak bir işe girildi. Bu işte benim de bir katkım olmasını benden istedikleri zaman 'nayır' diyemezdim" > "Heyecanlı mısınız? O heyecan bitmez. Yani 100 yılın 90 yılını kamera önünde geçirin. Yeniden kameranın karşısına geçtiğiniz zaman gene o heyecan oluyor. Zaten o heyecanınız bittiği an, o işi bırakmak lazım. > Dünyayı Kurtaran Adam'ın senaryosunun yazanlar arasında siz de vardınız. Film, nasıl ortaya çıktı? Biz Anadolu'yu çok gezdiğimiz ve orada çok film çektiğimizden Anadolu insanının kültürünü de biliyorduk. Bu kültür, bizim çok ilgimizi çekiyordu. Ve temelde Anadolu'nun olduğu fantastik bir film çekmeye karar verdik. Anadolu insanı da çok acı çektiği için acılarını ancak mizahla yenmiş. Çok zengin bir mizah kültürü ve geçmişi vardır. Onu da biz çok ince bir şekilde koymak istedik. Çok mükemmel bir senaryo ortaya çıktı. 40-45 günde çektik biz o filmi. Çok da eğlendik… Ama 45 gün bir tatil yöresinde böyle bir filme para yetiştiremez patron. Son dönemlerde öyle şeyler oldu. Pek de umursamadık aslında. > Dünyayı Kurtaran Adam filmi diğer ülkelerden de pek çok kimsenin ilgisini çekti... Tabi, İngilizler, Fransızlar. Çok da büyük parayla geldiler. Ben hayal edemem onların film için düşündükleri parayı ama yaklaşımları çok batı düşünce sistemi içerisinde. Matrix falan gibi öyle bir şey olacaktı. Yerli olmayacaktı. Yani dünyayı kurtaran adam yerli olmazsa bence hiçbir anlamı olmayacaktı.
Kameranın karşısına her geçiş, yeni bir heyecan Cüneyt Arkın için. Bembeyaz bir kağıda yazı yazmak gibi. "Bir düşüncenizi oraya koyacaksınız. O nasıl bakir bir şeyse, onu yalnız siz yapabiliyorsanız, size bir has bir şeyse o yetenek, işte onu hissediyor insan her kamera karşısına geçişte" diyor. Oyuncu için, Şu ana kadar yapmış olduğu her filmin ayrı bir önemi var. Hepsini seviyor. Ama tabi, tarihi filmlerin yerinin ayrı olduğunu da belirtmeden geçemiyor. "Güneşe at koşturuyorsun yahu. Bizanslı prensesleri de unutma yani. Onlar da fena değildi ayrıca." Cüneyt Arkın'ı anlatmaya çalışmak.... Bir dönem, onun filmlerini izleyerek onun gibi bir kahraman olmaya özenmiş gençler, birlikte çalıştığı kimseler…. İster sevin onu, ister sevmeyin. Bir gerçek var ki; Arkın ,Türk sinemasının ve kültürünün bir dönemine izini bıraktı. Hatta yalnızca, Türk sineması da değil, "Fahrettin" ismiyle, İran Sineması'na, "George Arkın" ve "Steve Arkın" adıyla da Güney Amerika film endüstrisine... Bu yüzden de belki Halit Refiğ'in de dediği gibi 2001 yılında Kabalcı Yayınları"ndan çıkan anı kitabının isminin "Adını Unutan Adam"olması çok da yerindeydi.
|
|
|
|
mektup: zip@zipistanbul.com |