|
> Tam zamanı: İstanbul'un lunaparkları sizi bekliyor Atlıkarınca dönüyor, dönüyor... Güneş bulutların arasından iyice sıyrıldı. Sıcaklığının yanında içimize de bitmek bilmez bir enerji yaymaya başladı. Herkes gibi biz de yazın gelmesiyle birilkte bu enerji en iyi nerede harcanır diye kendimize sorduk? Verilebilecek en iyi yanıtlardan birini de bulduk elbette: Lunaparklar. O halde gelin bir lunaparka gidelim ve İstanbul'un lunaparklarını öğrenelim... Isınan hava, insanları iç mekanlardan sokaklara çıkardı. Caddeler ve sokaklar artık daha bir kalabalık. İnsanlar eğlenceyi dışarıda, açık havada arıyor. Eğlence ve açık hava aranır da akıllara lunaparklar gelmez mi? Gelir elbette. Lunaparklar, kuşaklardır süregelen bir eğlence kültürü. 1905´te Rusya´daki ayaklanma girişiminin başarısızlığa uğraması sonucu Fransa´ya kaçan Rus siyaset adamı Lunaçarsky para kazanmak için bir park kurdu ve adının ilk iki hecesini kullanarak lunaparkların temelini attı. Fransız devrimine kadar da kurduğu parkta sandviç satarak hayatını devam ettirdi. Lunaparklar o dönemden beri zaman içinde gelişen teknolojiyle birlikte değişen eğlence araçları ve anlayışına tam bir kararlılıkla direnebilmeyi başarabildi. Sezonu
açan lunaparklar, kışın getirdiği burukluk döneminin acısını çıkartmak
istercesine kapılarını ardına kadar eğlenmek isteyenlere açmış durumda.
Uzun, soğuk günlerin etkisinden midir bilinmez ama daha uzaktan lunaparkların
habercisi olan dönme dolabı görür görmez bir şeyleri özlemişlik hissi
beliriveriyor içimizde. Bir an önce orada olabilmek isteği her şeyden
ağır basıyor. Bize fazla gelen, içimize sığmak bilmeyen o enerji giderek
artıyor sanki. Fazla enerji adımlarımıza vuruyor, hızlanıyoruz, eğlence
dünyasına bir an evvel girebilmek için Hafta sonu olması sebebiyle
parkta küçük çocuklar daha bir yoğunlukta. Ailelerini geride bırakıp
dönme dolap mı yoksa çarpışan otolar mı diye kararsızlıkla oradan
oraya koşuşturuyorlar. Karar verdiklerinde ise annelerinin, babalarının
yanına giderek binmek istedikleri neyse, onları o yere doğru sürüklüyorlar.
Aileler bu günü onların günü ilan etmiş, çocuklarının istedikleri
her şeyi yapıyorlar. Çocukların lunaparkta üçüncü veya dördüncü durakları
genellikle dondurma tezgahı oluyor. Sıcak hava, aileleri çocuklarına
dondurma almaları konusunda ikna ediyor. Ama yine de hava, küçük uyarılara
engel olamıyor. "Eğer terlemeyeceğine söz verirsen dondurma yiyebilirsin." Külahların içine en çok çikolatalı olanından konuluyor. Küçükler diğer dondurma çeşitleriyle pek ilgilenmiyor. Çikolata, bir çocukluk tutkusu ne de olsa. Lunaparkların tek müdavimleri çocuklar ve aileleri değil tabii ki. Sevgililer ve bu güzel havayı kaçırmak istemeyip dershaneleri asan öğrenciler de azımsanamayacak sayıda. Yoğun geçen ÖSS hazırlığına biraz olsun ara veren gençler daha cesaret gerektiren araçlara biniyorlar. Torunlarını getiren anneanne ve dedeler biraz korku dolu gözlerle onların havada ileri geri sallanışını izliyorlar. "Biz de gençken böyleydik, çocukların kanı kaynıyor, ne yapsınlar." diyerek geçmişe olan özlemlerini de dile getiriyorlar. Aşağıya gelen çığlık sesleri korkudan mı yoksa aşırı heyecandan mı kaynaklandığını bilemiyoruz. Burnumuza bir yerlerden aşk kokuları geliyor ve o yöne doğru gitmekten kendimizi alamıyoruz: Dönme dolaba gidiyoruz. Aşkı göklerde yaşamanın başka bir yolunu tercih eden çiftler dönme dolabı çocuklara bırakmamakta kararlı gibi görünüyor. Yükseklik korkusu olan kızlar sevgililerine daha bir sıkı sarılıyorlar. Erkeklerse yüzlerindeki o bitmek bilmez mutluluk ifadesiyle aşağı inmeyi hiç istemiyorlar sanki. İşte tam bu aşk ortamında bir teyze eski günlerde lunaparkta geçmiş bir anısını anlatıyor: Rahmetli kocası bir bayram günü onu lunaparka götürmüş. Orada âşık olmuş ona: "O zamanlar evlilikler görücü usulüydü. Eşler birbirini nişanlılık dönemlerinde tanırlardı. Ben lunaparkta aşık oldum kocama, nur içinde yatsın. Biz de az binmedik bu dönme dolaplara…" Lunaparkların, 40 yıl öncesinin de günümüzün de aşklarına tanıklık etmiş olduğunu bilmek ayrı bir tat bırakıyor damağımızda. O an bu hikâyeyi duyan herkes lunaparka "aşk şehri Venedik" olarak bakıyor. Aşksızlar derin bir ah çekiyor, bir dahaki gelişlerinde dönme dolaba bir sevgiliyle binme dileğiyle oradan ayrılıyorlar. Bu güzel hikâyeden sonra parkın vazgeçilmezlerinden olan "Balerin Kadın"ın yanına gidiyoruz. Hareketsizken insana çok masum gelen bu "kadın"ın aslında o kadar masum olmadığını midesi bulanarak inenlerden anlayabiliyoruz. Binmeyip izlemeyi tercih edenlerin bile başını döndürmeyi başaran bu "kadın" eteğindekilerde nasıl bir etki bırakıyor bir düşünün. Bir balerinin eteğine binip dansında ona eşlik etmek, onunla dönmek… Gondol´a
binip gökyüzündeki bir alaborada hızlıca ileri geri sallanmak… Dönme
dolapla aşkı göklerde yaşamak… Çarpışan otolarda "aslan oğulların"
arabalar oyuncak bile olsa, nasıl araba kullanabildiğini kenardan
zevkle izlemek… Prenses kız çocuklarının atlıkarıncada fotoğraflarını
çekmek… Tüm bu güzel karelerin yaşattığı güzel duygularla lunaparktan
ayrılıyoruz. Çocukların ara durağı bizim son durağımız oluyor. Dondurma
tezgâhının önünde duruyoruz, bir çikolatalı dondurma da biz istiyoruz.
|
|
|
|
mektup: zip@zipistanbul.com |