> "Kadınlara Mahsus Dergi" Pazartesi yoluna devam ediyor...

İstanbul kadınları yoruyor!

Ömer Süvari

1995 yılından bu yana yayınına devam eden Türkiye'nin en uzun süreli feminist dergisi Pazartesi, geçtiğimiz günlerde tasarımını ve formatını yeniledi. "Kadınlara Mahsus Gazete" Pazartesi, artık iki aylık bir dergi olarak yayınına devam edecek. Biz de bu değişimi fırsat bilip Pazartesi Dergisi'nin kapısını çaldık ve dergideki değişimin hikayesini ve İstanbul'daki kadınlık hallerini dergi'nin editörlerinden Handan Koç'a sorduk... Bir kez daha anladık ki İstanbul'da kadın olmak çok zor...

> Pazartesi Türkiye'nin en uzun soluklu feminist dergisi. On yılı aştı sanıyorum yayına başlayalı… Evet, 1995'te yayınlanmaya başladı Pazartesi. Kadın hareketinin 1995'ten 2006'ya kadar geçen döneminde 100 sayıyı aşkın bir yayın dönemimiz oldu. Aylık haber dergisi formatına da üç ay önce son verdik. Bir süredir yaptığımız tartışmalar sonucunda da Nisan-Mayıs ayılarını kapsayacak biçimde yeni bir biçim ve içerikle yayınlamaya başladık.

> 10-11 yıl Türkiye'de bir dergi için oldukça uzun bir süre. Hele bağımsız ve "Kadınlara Mahsus" ibaresiyle çıkan bir dergi için çok uzun bir süre.. Bu kalıcılığı neye bağlıyorsun? Biraz "dava dergisi" aslında Pazartesi biliyorsunuz. O "dava" için bir şeyler yapmak için meraklı olan kadınların arzusunun ve çalışkanlığının ürünü. Öte yandan çıkışından bu yana ihtiyaca cevap veren bir dergiydi Pazartesi. Kadın hareketinin sesini yükselttiği bir dönemin hemen arkasına denk geliyor. Dolayısıyla politikleşmiş, feminist bir donanıma sahip olmuş ve Türkiye toplumunda kadının rolyünün ve durumunun değişmesi için kafa yoran kadınların oluşturduğu bir birikimin üzerine çıkan bir dergiydi Pazartesi. Halen de bu niteliğinden bir şey yitirmedi..

> Aynı dönemde yine benzer iddialarla çıkan farklı dergiler de oldu, ancak çoğu uzun süre devam edemedi… Evet 1980'lerde ve 1990'larda benzer girişimler oldu. Ama Pazartesi'nin onlarla temel farkı popüler bir feminist haber dergisi olmayı hedeflemesiydi. O nedenle onlardan oldukça farklıdır. Biraz sokaklarda miting ve kampanya yapmaktan yorulmuş bir sürecin üzerine çıkan bir dergiydi. Uluslararası bir dayanışmanın da ilk çıkışında etkisi var. Aynı zamanda belki de en önemlisi okul işlevi gören bir dergi olması. Sürekli profesyonel bir kadroyla çıktığı bir dönem var 1995'le 2000 yılları arasında. Daha sınırlı ve daha az profesyonel insanla çıktığı bir dönem var daha sonra. Ama bu profesyonel diye söz ettiğim kadronun hiç biri profesyonel gazeteci olup da Pazartesi'yi çıkarmadılar, tüm dergicilik, yayıncılık ve gazetecilik bilgisini Pazartesi'de öğrendiler. Parmakları klavyeye ilk kez Pazartesi'de dokundu, bilgisayarla ilk kez Pazartesi'de tanıştılar, ilk röportajlarını Pazartesi'de yaptılar. Kadınlar tarafından kadınlar için çıkan bir gazete için çok önemli bir birikim yarattı bu. Bağımsız, patronsuz, yayın yönetmensiz, şefsiz ve erkeksiz bir dergi olarak önemli bir deneyim yarattık. Akıllı kadınların aklından yararlanılabilen, ama bunun bir üstünlük kurmaya yaratmamasına göre düzenlenmiş bir gazeteydi Pazartesi. Bir diğer önemli nokta da Pazartesi ulaştığı kadınların hayatı üzerindeki etkisi açısından önemliydi. Dergi çalışanlarının hayatını değiştirdiği gibi, Pazartesi haber yaptığı, görüştüğü röportaj yaptığı kadınların ve elbette okuyucuların da hayatını değiştirdi Pazartesi. Bunlar çok önemli ve halen 8-10 yıl önce şunu Pazartesi'de okumuştum ve hayatımı değiştirmişti diyen kadınlarla karşılaşıyoruz. Her zaman herkese açıktı kapısı Pazartesi Dergisi'nin. "Dayak yedim ne yapacağım, nereye gitmeliyim?" diyen kadınlar da, "Bir üniversitede araştırma yapacağım tez konum ne olsun?" diyenler de intihara kalkışan seks işçileri de geldi Pazartesi'ye. Onlarla birlikte düşünen, beraber hastaneye giden kadınların çıkardığı bir dergi Pazartesi. Bunun yanı sıra değişik dönemleri de oldu derginin. Çalışanlar hep aynı kalmadı. Bu biraz donmuş kadrolara dayalı olmama hevesindendi ama bazen de kadınlar çok anlaşamadılar. Ama hiçbir zaman kadın mücadelesine bir kavga mirası bırakmadığımızı düşünüyorum. Feminizm içindeki ayrı düşüncelere sayfalarımızı hep açık tuttuk. Erkeklerle ilgili bir şey söylemek istiyorum, Pazartesi ilk çıktığı dönemde hayatını feminizmden etkilenerek değiştirmeye çalışan erkeklere bir bölüm ayırdı. Yani tamamen erkeklere kapalı değildik ve 2 sene kadar bunu sürdürdük. Ayrıca şimdi tabiri caizse "meşhur olmuş" bazı kalemlerin ilk yazdığı dergi oldu Pazartesi. Perihan Mağden gibi, Ayşe Düzkan gibi. Ayrıca Gülnur Savran gibi değerli akademisyenlerin her zaman desteğini aldık. Bu tür yönleri var Pazartesi'nin. Ama işte "davaya hizmet" dediğim şey her zaman ön planda oldu. Ayrıca bir grubun, bir derneğin ya da bir partinin borazanlığı şeklinde bir şey olmadı ve bunun önemli bir şey olduğunu düşünüyorum.

> Biraz da yeni formatınızdan söz edelim. Neden aktüel konuları işleyen bir haber dergisinden, daha teorik-politik bir "fikir dergisi"ne dönüştünüz? Bir tür misyonunu tamamlama gibi görebiliriz bunu. Pazartesi'nin bir haber dergisi olarak işlevinin büyük medya tarafından üstlenildiğini düşünüyorum. Artık çok etkili olmasalar da kadınlarla ilgili haberleri kadın bakış açısıyla yapan daha fazla muhabir ve editör var artık medyada.. Bir dayak haberi artık herhangi bir haber olmuyor artık. En son AKP milletvekilinin haberini gördük hepimiz. Biz de Pazartesi'de artık haberin devamındaki politik refleksi, yorumu, eksik kalan bilgileri kamuoyuna ulaştırmak gibi bir işlev edineceğiz. Bunu biz bir web sitesiyle yapmayı hedefliyoruz. Bilgi aktarımını daha güncel olan, hızlı olan bir araçla, internetle kadınlara ulaştırmayı hedefleyeceğiz. Bu iki aylık seçkilerse kadınların hayatındaki temel dönüm noktalarıyla ilgili feminist bir bilgi birikimi oluşturmayı ve paylaşmayı hedefliyor.

> İlk sayının konusunun "aşk" olmasının özel bir anlamı var mı? Aşkı seçtik çünkü kadınlar için bir tuzak olduğunu ve o hale geldiğini düşünüyoruz bunun. Çok çiğnenen, çok işlenen bir konu "aşk". Bu alanda feminzm ve kadın kurtuluşu açısından anlamlı bir alan yaratmaya ihtiyaç var. Aşk'a feminist bir açıdan bakabilmek bizim için çok önemli. İkinci seçkimizin konusu da cinsellik olacak. Çünkü liberalizm kadınların aşkta ve cinsellikte mutlu olmasını sağlamıyor diye düşünüyoruz. Bu iddiayı açıklamak zorundayız diye düşünüyorum.

> Yeni okuyuculardan ve genç kuşak feministlerden nasıl tepkiler alıyorsunuz? Yeni kuşak feministler daha okur yazar bir kitle. Daha kimlikçiler, daha post-modernler. Nasıl anlatayım daha çok Bilgi Üniversitesi Boğaziçi Üniversitesi gibi kurumlar aldıkları eğitimle birlikte geliyorlar. Bu durumda biz biraz ikinci dalgacı kaldık feminizm içi deyişle. Bu dönem biraz biçimci bir dönem ve biz de "biçim değil, içerik" demek durumunda kalıyoruz çoğu yerde. 1970'lerin feminist tezlerinin bugün geçerliliğini kaybetmediğini düşünüyorum kendi adıma.. Kültürden ziyade ekonomik çıkar ilişkisinin önemli olduğunu düşünüyoruz hala ... Kadın kimliğinin değil, kadınların ezilen sömürülen bir cins, bir nüfus olarak görülmesi gerektiğini düşünüyoruz… Post modern değiliz, kültüre değil ekonomiye ve yarattığı sorunlara dikkat çekiyoruz ve elbette ki doğuluyuz. Batı ve Amerika feminizminin bu buraya hani çok da uymadığını düşünüyoruz…

> O halde İstanbul'da ve bu topraklarda feminist olmaktan söz edelim. Büyük bir bölümü kentli olan okurlarınızdan aldığınız tepkileri de düşünerek İstanbul'da kadın olmanın ne tür zorlukları var? Evet, okurlarımızın büyük bir çoğunluğu büyükşehir kadınları ve İstanbul'un femisitlerinin bu derlemede de ağırlığı var. Bunu görmek bizi sevindirdi aslında. Çok fazla çabalayan ve çok fazla efor sarfeden bir kadın çünkü büyükşehir kadını. Ama şehir hayatının feminizm açısından sağladığı olanaklar da var. Öncelikle "kafana göre" yaşamayı kolaylaştırıyor büyük kent yaşamı. Katılabileceğin, girebileceğin ortamları çeşitlendiriyor., gece sokağa çıkmakla ilgili ya da uzun bir bekarlık hayatı sürmekle ilgili imkanlar sağlıyor. Genç kadınlar için bütün bunların avantaj olduğunu düşünüyorum. Üniversiteye gitme imkânı olan genç kadınlar için çok baskıcı olmayan bir ortam yaratıyor. Öte yandan her kadın akşam birahaneye gidebiliyor gibi bir sanrıya da kapılmamak lazım, öyle değil durum. Ama yine de bir rahatlık olduğunu düşünebiliriz. Öte yandan İstanbul'da aşk-evlilik çemberine girmiş kadınlar için hayat çok zor. Bunu çıplak bir gözle gözlemlemek çok mümkün. Çünkü şehirli erkekler bu geçen süreç içinde ciddi bir ilerleme kaydetmediler maalesef. Femizinme yandaş olmak gibi düşünsel açıdan bir ilerleme oldu belki, ama günlük hayatta böyle bir ilerlemeyi gözlemlemiyoruz. Kreş, çocuk yuvası gibi şeyler hala çok pahalı, kadınları ekonomik bağımsızlıklarına sahip olmalarını sağlayacak yan faktörler ve destekler hala çok zayıf büyük şehirde. Ama ayakta kalma imkânlarının da çok sayıda olduğunu söyleyeyim. İstanbul'da her kadın küçük güzel bir dükkan açmak hayaliyle yaşıyor ve bunu becerebiliyor demeyeyim, ama bunu başaran kadınlar da var.. Ama İstanbul'un kadınları çok yorduğu da muhakkak...

> Varoş denilen İstanbul'un diğer kadınları nasıl yaşıyor peki kadınlıklarını burada... Merkezle varoşlar arasında elbette kadınlık durumları açısından ciddi farklar var. Ama ben İstanbul'un varoşlarının feminizme çok açık olduğunu düşünüyorum. Biz en iyi okurlarımızı, en önemli katılımcılarımızı İstanbul'un kenar mahallelerindeki politikleşme eğilimi olan kadınlardan buluyoruz ve oralardan besleniyoruz. Çünkü bu kadınlar hem okumaya meraklı, hem çalışmak zorundalar ve hem de büyük cemaatler içinde yaşıyorlar: Dolayısıyla tümü mahalle hayatı olan kadınlar ve birbirlerini etkiliyorlar. Şehir hayatında örneğin Beyoğlu'nda gördüğünüz avere gezen kızlar gibi değiller. Geri döndükleri bir mahalleleri var ve "ben şunu yapabildim," dedikleri zaman onu örnek alacak komşuları var. Ağabeyleri, babaları, kardeşleri var.. Pazartesi'nin girdiği böyle evler var. Ben kentin o yüzünün çok açık olduğunu düşünüyorum.. Yine İslamcı diyebileceğimiz kadınların da Pazartesi'yi tartışmak için ya da olumlu anlamda etkilenmek için uzun süredir takip ettiğini biliyoruz.. Şehrin önemli bir nüfus kadını da onlar ve şimdi iki aylık Pazartesi'lerin o kadınların daha çok ilgisini çekeceğini düşünüyorum. Kadın hareketinin gündeminden ziyade konularıyla öne çıkan bir dergi daha çok ilgisini çekecek İstanbul'un diğer yüzünün. Ama her durumda biz İstanbul'a ve İstanbul kadınlarına seslenmeye devam ediyoruz.