> Kuştepe Romanları

İçleri dışları, dışları içleri gibi...

Candeğer Muradoğlu

Kuştepe'deyiz. Dar, uzun, toprak yol üzerinde, dik merdivenli sokakların arasında sürüyoruz Romanların izini. Neşe hüzün birbirine karışmış. Burada yaşayanlar paralarıyla değil gönülleriyle zengin olmuşlar. Anlıyoruz ki içleri dışları gibi...

Çingar, pani, maro kavga, ekmek, su… Evet su... Mayıs ayında olmamıza rağmen güneş, bugün her zamankinden sanki daha çok yakıyor. Kuştepe'ye varınca ortada dikilip kalıyorum. "Romanların arasında acaba nasıl adım atmalı?" diye düşünüyorum, acemiyim resmen! Bir sokağa rastgele giriyorum. Çoluk çocuk herkes dışarıda. Beni dinleyip anlayabileceğini düşündüğüm bir grubun yanına yaklaşıyorum. Tanışmanın ardından 'roman kimdir' diye pattatanak Zarife Persekyen'e soruyorum. "Roman olan insanın dilidir be! İster başbakan, olsun ister mühendizzz olsun konuşurken eğer 'aman be yaaa' diyorsa o kesin Roman'dır!" Zarife Persekyen'in evi kalabalık mı kalabalık..

Torunu askere gidecekmiş. Onun için eğlence düzenlemişler. Kuştepe'de asker yollama ve evlenme zamanı. Hemen hemen her evde ya bir asker uğurlanıyor ya da bir kız gelin ediliyor. Romana çingene demeyin sizi düverler! Bir grup çocuk kaldırımın kenarında oturmuş bize sesleniyor. Aralarından birisi , "Abla, bir Roman var bir de Romancık. Biz çingene değiliz. Çingene dendi mi gücümüze gider!" Biraz hoş-beşten sonra Romanlara, çingene demenin onlar için bir aşağılama olduğunu öğreniyoruz.

Bizi uyarmadan da bırakmıyorlar. "Sakın bir Romana çingene demeyin. Valla sizi düüverler!" Mangal yapmaya hazırlanan, hafif, belki ağır çakır keyif olan Kamil Sepetçi'nin yanında alıyorum soluğu. O, Romanları özgür ve yarını düşünmeyen insanlar olarak tanımlıyor. Üç çocuğu var. Karısı daha yirmisini yeni çıkarmış. "Bizde kızlar on beş ya da on yedi yaşında evlenir; bu yaşı geçti mi evde kalmıştır bee! Çünkü biz evlilik hayatını, yani aslında mutluluğu seviyoruz.

Çicekçilik yapan Kamil Sepetçi, Merter İncirli'den aldığı çiçekleri trafik lambalarında duran arabalara satıyormuş; kazandığı 30 YTL ile geçinmeye çalışıyor. "Romanlar ne iş yapar?" "Romanlar doğuştan müzisyendir. Küçüğünden büyüğüne herkes müziğe karşı duyarlıdır. Klarnet çalarlar, keman çalarlar. Annesinin karnında çalmaya başlamıştır be!" Sohbet uzamaya başlayınca karısı bozuk çalıyor gibi... O da küçük bir açıklama getiriyor: "Benim karım nazik kıskanç romandır!" Kamil Sepetçi ile konuşurken Roman gençleri çaktırmadan etrafımızı sarmışlar. Onları da sohbet odasına dahil ediyoruz. Aralarından birkaçı Bilgi Üniversitesi'nde verilen bedava tiyatro ve müzik kurslarına gidiyormuş. Hocaları onlar gibi bir Roman olan Savaş Zurnacı...

Bilgililer Derneği tarafından yürütülen projede proje koordinatörü olarak çalışıyor. Kuştepe'deki evlerin hemen hemen hepsi yıkık dökük. Bazılarında mutfak yok. Yemekle rini salonun ortasında pişirenler bile var. Bunlar onlar için sorun değil. Bir evin üst katından biri bize sesleniyor. "Buyrun bize de gelin!" Biz de tekliflerini kabul edip eve dalıyoruz. Adının Ferdi olduğunu söylüyor. İçeriye girer girmez anlatıyor: "Bak biz Romanlar öyle sıkıntıya gelemeyiz be!. Kışın çalışır yazın yatarız yani günlük yaşarız. Kenarımızda bir liramız yoktur". Onun da karısı genç. Neden bu kadar genç evlendiniz diye sorunca biraz nükteli cevap veriyor: "Tekrar evlenemiyeceğim sandım." Çiçekçilik yapan Ferdi üç ay hapishanede kalmış, bir Rus kadın kaçırmış mis gibi karısının üstüne. Romanların adının hırsızlığa, uyuşturucuya karışmasından rahatsız. Yanındaki arkadaşının oğlu yeni askere gitmiş. O da Romanların ikinci sınıf vatandaş olarak görülmesinden şikayetçi. "Benim oğlum şu an asker. Ben de askerlik yaptım. Gerekirse bu ülke için canımı veririm. Nereye gidersen git biz hep ikinci sınıf vatandaş muamelesi görüyoruz be ablam!" Sokakta çok fazla çocuk var ve hepsinin elinde sıcak havanın rehavetini atmaya yarayan bir külah dondurma. Bu mahallede her sokak, her ev onların deyimiyle ayrı bir kabile.

Burada sadece Romanlar yaşamıyor. Gümüşhaneli, Aksaraylı, Niğdeli, Kayserili de oturuyor. Onlar konuşmaktan kaçınıyorlar. Kimi utanıyor, kimi kocasından korkuyor ama Romanlar konuşuyorlar. İçleri dışları, dışları içleri gibi de ondan galiba… Konuşmaktan korkmuyorlar!