|
|
|
>Ayşe
Tütüncü: Panayır'a hoş geldiniz Ocak ayında yeni grubu Ayşe Tütüncü Üçlüsü'yle birlikte kaydettiği "Panayır" albümü Blue Note etiketiyle yayınlanan Ayşe Tütüncü'yle müzik, caz, piyano, klarinet, hayat ve geçip giden zaman üzerine konuştuk. Bas klarinette Oğuz Büyükberber, tenor saksafonda Yahya Dai ve piyanoda Ayşe Tütüncü'nün Panayır'ına teybimizi uzattık ve duyduğumuz sesler çok hoşumuza gitti...
> Ayşe Tütüncü denildiğinde aklıma ilk olarak Mozaik geliyor. Bülent Somay, Ümit Kıvanç gibi birçok şaşırtıcı ismi bir araya getiren ve rock'tan caz ve blues'a kadar uzanan müzikal renkleriyle Türkiye için alışılmadık bir müzik grubuydu Mozaik… Aslında Mozaik'in ilk halinde ikisi de yoktu. Şimdi yönetmen olarak tanınan Ezel Akay, Sumru Ağıryürüyen, benim piyano perküsyon grubunda da çalan Timuçin Gürel, Saruhan Erim, gitarist Mehmet Taygun gibi isimlerel çıktık yola. Ama çok geniş bir kadrosu vardı Mozaik'in. Yani toplasanız, Mozaik'in devam ettiği 12 yıl boyunca giren çıkan eden epey bir insan vardır diye düşünüyorum..
> Yeni albüme geçmeden hep merak ettiğim bir şeyi sormak istiyorum neden bitti Mozaik projesi, neden dağıldı? Bence hem içsel hem dışsal nedenlerle bitti. Dışsal neden basit olduğu için hemen söyleyeyim. O sırada şimdiki gibi bir hayat yoktu kısaca. Ne müzik piyasası açısından ne de gündelik hayat bakımından. Her şey çok kör topal ilerliyordu. Dahası Mozaik'i kendi izleyicisine ulaştıracak, o müziği tüketecek mekanizmalar da pek yoktu. Dolayısıyla seyirciyle bizim aramızda bir kopukluk doğuyordu. Biz senede bilmem kaç konser verip seyirciye ulaşma şansına da sahip değildik o dönemde. Gene de bunu yapabilen gruplar vardı. Ama biz o gruplara göre çok fazla malzemeli bir gruptuk. Ayrıca işte Bulutsuzluk Özlemi'nin ne yaptığı gayet netti. Rock yapıyorlardı. Yeni Türkü'nün ne yaptığı da netti, isminde bile vardı. Mozaik'in malzemesi ise çok çeşitliydi ve bence fazla zenginlik de bu bakımdan iyi bir şey olmayabiliyor. > Bu
açıdan erken ortaya çıkmış, erken gelişmiş bir gruptu diyebilir miyiz
Mozaik için? 1980'lerin ortasından söz ediyoruz. Örneğin şimdi yapsanız
aynı şeyi eminim ki çok başarılı olacak... Bilmiyorum o başarılı
olur iddiası biraz spekülasyon tabi. Neye göre erken, seyircisine
göre mi erken, döneme göre mi erken onları tartışmak lazım. Bu kadar
çeşit yoktu o zaman etrafta., bu kadar ses yoktu. Çok sessiz bir ortam
vardı evet Mozaik ortaya çıktığında evet. Ben bir kere daha aynı örneği
vermiştim. Mozaik'i bir tren gibi düşünün, tren nerde gider rayda
gider değil mi, işte biz o zaman arada sırada trenden inip eyvah ray
bitiyor deyip trenin önüne biraz daha ray döşeyip gidiyor, ilerliyor
gibiydik. Rayları da kendimiz döşemeye çalışıyorduk… > Mozaik'ten sonra Ayşe Tütüncü adını bir süre duymadık. Daha sonra da solo ya da ikili projelerle duymaya başladık. Neler oldu Mozaik'ten sonra... Aslında müzik yapmaya devam ettim. 1994'te Bülent Ortaçgil'le birlikte Ümit Kıvanç'ın yazdığı bir müzikali besteledik. 7 aylık bir çalışmadır o, ama ne oldu Kültür Bakanlığı'nın ısmarladığı bir şeydi ve onların arşivinde duruyor. 1995'te de piyano perküsyon grubunu kurdum. O zaten 1998'e kadar çok faal bir şekilde İstanbul'da bir sürü yerde çaldı. 1998'de onu kaydeddik. 1999'da Çeşitlemeler adıyla o albüm piyasaya çıktı. 2000'de bir tiyatro oyunu müziği yaptım örneğin belki ilerde onu yayınlayabiliriz. Kerem Kurdoğlu ve Naz Erayda'nın Tiyatro Kumpanya'sının sahnelediği Sahte Kimlikler 5/Asrın Entrikası oyununun müziğini yaptım. Bunları direkt albüm olarak düşünmeyebilirsiniz ama albüm gibi çalışmalardır. 1999'da da Çeşitlemeler çıktı. Ondan sonra da çeşitli festivallerde çaldık ve ben de kendi besteleme tarzımla ilgili değişik şeyler denedim. Sonuçta 2003'te bunlara son şeklini verdim, üçlüyü kurmuş oldum. Daha sonra 2004'de kaydettik albümü. 2005 sonu 2006 gibi de yayınladık Panayır'ı. > Albümün uzun bir hazırlık dönemi olduğunu söylüyorsunuz ama örneğin Panayır'ı alıp dinlemeye başladığımda benim ilk yorumum, "stüdyoya girmişler, emprovize bir şekilde çalıp çıkmışlar" oldu. Aslında bu çok hoş bir izlenim. Beni çok iyi tanıyan bir müzisyen arkadaşım bile bunu söyledi. Ama kanıtlayabilir size, ben şimdi nota kağıtlarımı alır getiririm görürsünüz. (Gülüyor). Sonra siz böyle nota kağıtlarından izlemeye başlarsınız, ama bir erden sonra "Eee artık bunu çalmıyorlar," dediğiniz anda oradan sonra serbest çaldığımızı anlayabilirsiniz. Sonra "Aaa galiba burayı çalıyorlar," dersiniz. Ama bu albümde emprovize çaldığımız bölümlerin ben de çok güzel olduğunu düşünüyorum. Albümün yüzde 60'ı yazı, yüzde 40'ı emprovize gibi bir şey oldu. Ama aslında tam da böyle de değil. Yani hesaplasak ne çıkar bilmiyorum açıkçası. Ama mesela Yahya söylemişti piyano perküsyon grubundaki durumla karşılaştırınca, "Ya bunda çok yazı var işimiz zor," demişti ilk düzenlemeleri görünce. Ama bir yandan hem onlar daha çok nota deşifre etmek zorunda kaldılar, hem de çok emprovize çaldık. Bu albümde belki de her iki ucu da çok abarttım. Ama memnunum bu durumdan. > Kendi adıma ben albümü çok sevdim. Hani böyle notasyon mu, emprovize mi meselesine hiç takılmadan hissettikleri gibi çalmışlar diye düşündüm… Bu üçlünün oluşum sürecini merak ediyorum... Piyano perküsyonu 1995'de kurmuştuk. Bu üçlü ise 2003'te kuruldu. Oradan buraya nasıl bir geçiş oldu diye sorarsanız, şöyle bir şey. Piyano perküsyon grubu bir piyano ve çok perküsyondan oluyordu. '97 senesinin başı ise benim "Bir enstrüman daha lazım, eksik oluyor böyle" diye düşündüğüm zamanlara denk geliyor. Ben piyanoda tizleri çalıyorum, basları çalıyorum, ama bir alet daha olmalı ve basları ve melodiyi benimle paylaşmalı diye düşünüyorum o sıralar. Melodi tamam güzel, ama basları ve melodiyi çalan, çok etkili bir şey olmalı diye düşünürken en sonunda bas klarinette karar kıldım. O da böyle çok duyulan edilen bir şey değildir, ama ben tınısını 1989'dan beri biliyorum ve çok seviyorum. O ara Oğuz Büyükberber'in bir kaydını dinledim bir stüdyocu arkadaşım aracılığıyla. O zaman da İstanbul'da bas klarinet çalan biri var mı yok mu bilmiyorum açıkçası. Aman, dedim ben bu adamı nasıl bulurum.. Telefon açtım "ben sizin kaydınızı dinledim, çaldığımız bir gün gelip bize katılır mısınız?" diye sordum ve böyle başladı. Ben de o gün onun katılabileceği şarkılara göre bir liste yaptım. Ondan sonra ikinci yarıda onu sahneye davet ettik. İlk karşılaşma için oldukça yoğun bir uyum oldu aramızda. Sonra bir kere daha çalalım, bir prova daha yapalım dedik ve izleyen dönemde herkes birbirini sevdi ve ondan sonra da hep devam ettik.. Fakat 2001'de sanıyorum Oğuz Amsterdam'a gitti. Arada hep gidiyor geliyor ama ben her konser için onu bulamıyorum. Bunun üzerine Yahya Dai ile birlikte çalışmaya başladık. İstanbul'da hep o çalacaktı bu düşüncemize göre. O zamandan beri de piyano perküsyon ekibinde Yahya çalıyor. Bu arada yurtdışı festivalleri oluyor, North Sea Jazz Feastivali'ne katılıyoruz, Almanya'da İtalya'da festivallere katılıyoruz vs.. O süreçte bende piyano ve iki nefesli için bir şeyler yazma düşüncesi oluştu. Düşünsenize biri bas klarnet öbürü soprana saksafon, biri tizde biri basta ya da değiştiririz tenora geçer saksafon bu sefer Oğuz üste çıkar si bemol klarinet olur şeklinde düşünürken böylece parçaları düzenlemeye başladım. Provaları yaparken anladık ki tını çok güzel oluyor… Bu arada ben biraz feyz alayım diye çok aradım dünyada, aynı üçlüyle çalan kimse var mı yok mu diye araştırdım. Ama bulamadım. Yani piyano ve soprana saksafon, Herbie Hannock-Wayne Shorter gibi örnekler var, bir sürü bas klarinet piyano var böyle ikili ikili, ama üçlü olarak görmedim. Enteresan da oluyor, hani bunu da ben yapayım gibi düşünmedim, ama benim için çok ufuk açıcı bir deneyim oluyor.
>O halde panayırlarda görüşürüz.. Çok teşekkür ederiz… |
|
|
|
mektup: zip@zipistanbul.com |