> ZipKütüphane

Savaşa karşı absürd bir manifesto Aslan Asker Şvayk

Sinan Sülün

Yaroslav Haşek'in savaş çığırtkanlığını, militarizmi, devlet buyurganlığını gözünün yaşına bakmadan eleştirdiği kara mizah klasiği olan Aslan Asker Şvayk Celal Üster'in çevirisiyle ilk kez eksiksiz olarak Can Yayınları tarafından yayınlandı. I. Dünya Savaşı'nı tüm anlamsızlıkları ve gülünçlükleriyle yerden yere vuran bu başyapıtı mutlaka okuyun.

Sah Savaşa karşı absürd bir manifesto Aslan Asker Şvayk Yaroslav Haşek'in savaş çığırtkanlığını, militarizmi, devlet buyurganlığını gözünün yaşına bakmadan eleştirdiği kara mizah klasiği olan Aslan Asker Şvayk Celal Üster'in çevirisiyle ilk kez eksiksiz olarak Can Yayınları tarafından yayınlandı. I. Dünya Savaşı'nı tüm anlamsızlıkları ve gülünçlükleriyle yerden yere vuran bu başyapıtı mutlaka okuyun. Kitaptan: …Heyet başkanı, "Namussuz herif!" diye kükredi Şvayk'a. "Sen ne biçim adamsın be!" Şvayk masum bir çocuğun tertemiz bakışlarıyla baktı. Heyetteki kurmay doktor, Şvayk'ın burnunun dibine geldi. "Ulan çakal!" dedi. "Çabuk söyle, şu anda ne düşünüyorsun?" "Komutanım ben hiç düşünmem ki." Hekimlerden biri, kılıcını şakırdatarak, "Uyuz köpek!" diye bağırdı. "Hiç düşünmezmiş! Söyle ulan, itin dölü, neden hiç düşünmezmişsin bakalım!" "Askerlerin görev başında düşünmeleri yasaktır da ondan, komutanım.

Yıllar önce 91.Piyade Alayı'nda yaptım askerliğimi. Bir yüzbaşımız vardı; hep derdi ki:"Askerin düşünmesi gerekmez. Üstleri onun yerine düşünür. Asker düşünmeye başladı mı, asker olmaktan çıkar, başıbozuğun teki olur. Düşün, düşün, boktur işin…" Heyet başkanı, "Kapa çeneni!" diye öfkeyle sözünü kesti Şvayk'ın. "Biz adamın ciğerini okuruz. Ne mal olduğunu bilmiyoruz mu sanıyorsun? Gerzek ayağını yatıp bizi uyutacağını sanıyor domuz. Açıkgözsün sen, tilki gibi kurnazsın, aşağılık serserinin tekisin, anladın mı? "Anladım komutanım." "Kes! Ben sana kapa çeneni demedim mi? Sağır mısın?" "Evet komutanım. Kapa çeneni dediniz bana." "Öyleyse kes sesini, bok herif! Ben sus dedim mi, dilini kesip oturacaksın! Anlaşıldı mı?" "Anlaşıldı komutanım. Dilimi kesip oturacağım." Hekimler bir süre birbirlerine baktıktan sonra başçavuşu çağırdılar. Kurmay doktor, Şvayk'ı göstererek, "Al bu herifi, nöbetçi amirliğine götür," dedi. "Biz raporumuzu yazana kadar orada bekleyin. Garnizonda aklını başına getirirler bu hıyarın. Bir haltı yok, yanağından kan damlıyor adamın. Numara yapıyor. Aklı sıra üstleriyle taşak geçecek, soytarı. Şaklabanlık etmeye gelmiş buraya. Garnizonda, savaş neymiş öğretirler sana…" Şvayk, başçavuşla birlikte idarenin yolunu tuttu. A

vludan geçerken, duyulur duyulmaz bir şarkı tutturdu:

Sandım ki savaş

Gönüllerde bir oynaş

Bir-iki gez dolaş

Kır kirişi yavaş yavaş...

 

>Şair Öldü Sibel K.Türker - Doğan Kitapçılık "İnsanın yaradılışında doğuştan getirdiği bir eksiklik var. İnsan bunun farkında ve bir ömür bunu telafi etmeye çalışıyor. Yorgunluğumuz, bezginliğimiz bundan. Kırgınlığımız, küskünlüğümüz bundan. İşin tuhafı umutlarımız da buradan doğuyor. Aynamız yalnızca kendimizi gösterdiğinde, kaçıp kurtulmamız gerektiğini biliriz. Ama yetersizlik de büyüler insanı. Orada öylece durup artık tek bir özellik bile ekleyemeyeceğimiz yoksul benliğimize bakarız. Bir parça akıl, ne bileyim derinlik, aşk, duygu, yetenek ısmarlayamayacağımız bedeli çoktan ödenmiş varlığımız bizi bekler, bizi kuşatır, bizi bırakmaz. Kendimize dair köleliğimiz çok eskidir, insan azat edilme beklentisiyle doğar. Kıta, ülke, aile, cinsiyet, dil, din, deri, kas, göz burun ve hatta yaşadığımız şehir... Seçimin değil, belirsiz bir nedenin bizi attığı yerler. Kuşun gagasına yapışan tohumun bir toprak parçasına düşüvermesi kadar belirsiz, akıl zincirinden kopuk"

> Aşk Mektupları 1937-1950 Bedri Rahmi Eyüboğlu, Eren Eyüboğlu Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları İstanbul'dan Yaş'a 14 Ekim 1937 "Canulim. Mutluluk bir "resim" gibidir. Onun tadına varabilmek için biraz uzaklaşman gerekir!! Çok yakınındaysan, her şeyi iyi göremezsin. "Ne kadar da mutluyduk" demeye "Ne kadar da mutluyuz" demekten daha fazla alışığız. Mutluluk, "rakı" gibidir!! İçer içmez tadı anlaşılmaz. Şarkılar biraz sonra söylemeye başlanır!! Çok küçücükken, sokaklara veya camların üstüne düşen yağmur damlacıklarını seyretmeyi çıldırasıya severdim. Yirmi senelik bir zamanımı harcadım ben bu ağır başlı zevkin adını: mutluluk koyabilmek için! Canulim... Mutluluk adını verdiğimiz kuşun varlığını, odalarımızda biz seninle hisseder olmuştuk. Fakat, beni birkaç zaman yalnız başıma bırakman, bana ikimizle dopdolu bu havanın şimdi nasıl beni çılgın bir arzuyla yakışını, bizim alçakgönüllü yuvamızın nasıl da adına "mutluluk" denen bir özsuyla ağzına kadar çatlayasıya dopdolu olduğunu bana çok daha iyi bir şekilde gösterdi. Canuli... Mamuli... Yine senin Bucişinin çenesi düştü. Dışarıda hâlâ sakin sakin yağmur yağıyor. Ben de seni çılgınlar gibi seviyor ve arzuluyorum..." Bedri Rahmi

>Babil Jean Bottero - YKY Beş bin yıl önce, balçık kaplı, bereketli bir ovada iki halk, Akkadlar ve Sümerler yaratıcılıklarını ve kültürlerini birleştirip tüm antik Yakındoğu'ya egemen olan bir imparatorluğun; Mezopotamya'nın temellerini attılar. Önce Hammurabi'nin, sonra Nabukadnezar'ın kenti olan Babil, bu imparatorluğun gücünün ve şanının ölümsüz temsilcisidir. Çok uzun zaman için belleklerden silindikten sonra, iki yüzyıldan kısa bir süredir kalın toprak kefeninden ve unutulmuşluktan mucizevi bir biçimde, ağır ağır sıyrılan bu uygarlık, bize kültürümüzün temellerini gösteriyor. Asurolog ve usta hikaye anlatıcısı Jean Bottero, yazıyı, bilimi ve edebiyatı icat eden bu uygarlığın zengin mirasını gözler önüne seriyor.

>Akdeniz Dünyası Oktay Özel, Kudret Emiroğlu, Eyüp Özveren, Süha Ünsal - İletişim Yayınları Kendine özgü bir kültür havzası, dahası bir uygarlık beşiği olarak Akdeniz... Bu tasarım, özellikle büyük tarihçi Fernand Braudel'in çalışmalarından sonra bir hayli yaygınlaştı. Hatta belki, Akdeniz kültürü üzerine incelemeler yapanları, bir ortak Akdeniz tarihinin izini sürenleri bile tedirgin edebilecek kadar romantize edilerek popülerleşti! Akdeniz Dünyası'nda Akdeniz'in tarihsel gerçekliğine değişik pencerelerden bakan tarihçilerin çalışmaları yer alıyor. Akdeniz'in bir merkezî coğrafya olarak sönümlenmesinden, jeopolitik gelecek perspektiflerine... Kuzey, Güney, Doğu, Batı kıyıları arasındaki, şehir kültürleri (ve gettoları!) arasındaki benzerlikler ve farklılıklara... Cinsellikten mimariye ve dahi genetiğe... Akdenizlilerin ve Akdenizler'in zengin dünyasına, ayrıntılı, ince bakışlar sunan incelemeler.

>Ladesçi Üstün Dökmen - Sistem Yayıncılık Ladesçi'nin kahramanı Cemil lades oynamayı çok sevmektedir, bu yüzden adı ladesçiye çıkar. Ancak olaylar geliştikçe anlarız ki aslında toplumda herkes herkesle ve kendisiyle lades oynamaktadır. Roman boyunca Cemil'le Ayvaz'ın yanında, şaşırtıcı, bolca güldüren, güldürürken düşündüren, merakla okunan sürükleyici yaşam öykülerini izleyerek yolculuk edeceksiniz. Bu yolculukta Üstün Dökmen kendi yaşamının kerteriz defterinden parçalar sunuyor. Eski balıkçılar hangi balığın hangi mevsimde nerede bulunduğunu gösteren kerteriz defterleri yazarlarmış. Cemil ile Ayvaz'a yol gösteren kerteriz defteri, bu kez sadece denizlerdeki kayalıkları, derinlikleri ve sığlıkları değil yaşamın sahte ve gerçek zenginlikleri anlatıyor. Kitabı bitirdiğinizde yaşamın olanaklarına ilişkin değerli bir harita kalacak elinizde.

>Nazım Üstüne Abidin Dino - Sel Yayıncılık "Bazı insanların (bu insanlar belki de birbirlerine belirli biçimde bağlıdır) yeryüzünde dolaşmaları sırasında bıraktıkları topolojik çizgiler şaşırtıcıdır; dolaşmaları, kesişen yol çizgileri, zaman-mekân içinde bezemeler oluşturur; onların geçtiği yolları bir coğrafya haritası üzerinde renkli kalemlerle izleyin, görünür de çözülmesi olanaksız tuhaf ve görkemli desenler elde edeceksiniz; bu desenler aslında, okumasını bilenler için gizli anlamlarla doludur." Kitap, Abidin Dino'nun can yoldaşı Nazım üzerine yazdığı yazılarla Nazım mektuplarını, şiirlerini içeriyor.

>Arap Dünyasında Komünist Hareket Tarık Y. İsmail - Kapı Yayınları Arap Dünyasında Komünist Hareket, Ekim Devrimi'nden başlayarak Sovyetler Birliği'nin dağılmasına kadar geçen süre içinde Arap dünyasında ortaya çıkmış komünist hareketleri inceliyor. Moskova'daki Komünist Enternasyonal'ın himayesindeki ve Marksizm-Leninizm'in kayıtsız şartsız kabulünü karakter edinmiş dünya komünist hareketi ile başlangıçta Moskova'ya bağımlı olan ama zaman içinde kendini yerel şartlara ve hassasiyetlere daha uyumlu bir konuma taşıyan ve kendine özgü bir "Arap komünizmi" karakterine kavuşan yerel komünist hareketler arasındaki etkileşimin izini sürüyor.

>Futbolun Kerhanesi Craig Mcgill - İthaki Yayınları Futbolda değişmeyen tek şey sahadaki 22 kişi oldu. Bunun dışında futbol, tanınmayacak ölçüde değişti. Bunlar ortalama futbol izleyicisini etkiledi, ama kimse onlara danışmadı. Kimse pazartesi gecesi 20.05'te başlayacak bir maçın onlar için bir sorun olabileceğini düşünmedi, kimse onların yılda üç yeni forma almak zorunda kalma hakkında ne düşündüğünü sormadı. İşi yönetenlerin taraftarlara kırmızı kart gösterdiğini söylemek kulağa biraz sert gelebilir. Aslında, bu ifade yetersiz bile kalır, çünkü taraftarlara yapılan muamele bir hakarettir. Eğer taraftarlar oyunun şimdi nasıl olduğunun ve nereye gidebileceğinin farkına varırlarsa belki bu kadar çok şeye ilham veren bu sporu kurtarmak için hala zaman vardır. Bu kitap, oyunun kontrolünü ele almaya çalışanlar için bir uyarı atışı ve aynı zamanda gerçek taraftarlara, oyunun varlığının kendiliğinden süreceğini düşünmemeleri için bir uyarıdır...

>>notabene

>Ölüm Sisyphus'un kayasıdır. Onun mahvoluşu, cezalandırılışı, onu yaşadığı için acı çekmeye zorlayan absürd bir eyleme dönüşür. Plath'ın kayası muazzam hayal gücünün yanı sıra mutfağıdır, anne ve eş olmanın sorumluluklarıdır. Ama ona kendi ölümünü dayatan odadan çıkıp kapıyı kapar. "Ölüm hakkında yazdıkça, hayal dünyası giderek güçlendi ve bereketli hale geldi. Böylece yaşamak için her türlü sebebi oldu," der Alverez. Her türlü sebebi oldu yerine hiçbir sebebi olmadıyı koyabiliriz, çünkü Plath bunu bizzat yapmıştır. Her şeyin yerine hiçbir şeyi koymuştur. Ona göre stimülaasyon iki uçlu bir değnekti; bir ucu yaşama diğer ucuysa ölüme dönük. O rien" (hiçlik) ucunu seçti. Sylvia Plath'in şairliğinin intiharı bağlamında analizi Nilgün Marmara Everest Yayınları

 

>Türk Kültürü tecavüzcüyü 'namus düşmanı' ya da 'ırz düşmanı' olarak niteler, ancak 'namus' ihlalleri, ticari sinemada, özellikle de köy melodramlarında çoğu kez erotik maksatlarla sömürülmüştür. Art arda birçok filmde köy ağasının ya da ağanın oğlunun masum bir kızı arzulaması, kaçırıp ırzına geçmesi konu edilmiştir. Bu olayın ardından, kıza gizlice aşk besleyen köyün cesur oğlanı dağa çıkar ve intikam planlar. Döndüğünde sevdiğinin namusunu kurtarmak için ona kötülük yapan herkesi öldürür. Kent Filmlerindeyse, kendi namusunu umursamayacak kadar özgürleşmiş görülen burjuva kadını, tecavüzün en yaygın hedefidir. İffet filminde Kartal Tibet, şoför aşığın burjuva kadının başını araba kapısının camına sıkıştırmasını gösterirken, sanki kendisi de şiddetten yanadır. Başı cam ile çerçeve arasına sıkışmış haldeyken, şoför kadına arkadan tecavüz eder. Kadın İslam ve Sinema Gönül Dönmez Colin Agora Kitaplığı