>Yakup:

Müzik yapıyoruz, ötesi yok!

Geçtiğimiz Eylül ayında yayınlanan "Şunu Bunu" albümüyle uzun bir aradan sonra yeniden Türkiye topraklarına ayak basan Yakup, geçtiğimiz günlerde de Duman'dan Kaan Tangöze ve Batuhan Mutlugil'le beraber kaydettikleri "Karanlıkta" single'ıyla yeniden dikkatleri çekti. Uzun süredir Amerika'da birçok müzik projesine imza atan, caz, rock ve progressive rock esintilerini Türk müziğinin melodileriyle bir araya getiren gruptan Yakup Trana ve Rüçhan Üner'le konuştuk...

> Sizi ilk olarak 14-15 yıl kadar önce Ortaköy'de ya da Kemancı'da dinlediğimi hatırlıyorum. Şimdi Yakup albümünü görünce de açıkçası "Yaşlanıyor muyuz ne yapıyoruz, amma zaman geçmiş " diye düşündüm açıkçası…

Yakup: Yaşlandık ama ölmedik..(gülüşmeler) Aslına bakarsan benim için de benzer bir durum var. Örneğin hani filmlerde olur ya hani, insanlar donar, sonra bilmem kaç yıl sonra yeniden yaşamaya başlar. Benim için de benzer bir durum oluştu bu albümle birlikte. 11 yıl Amerika'da yaşadıktan ve orada müzik yaptıktan sonra yeniden Türkiye'ye geldiğimde kaldığım yerden devam ediyorum gibi hissettim. Dahası aradan seneler geçti ama ben hâlâ aynı yaştayım gibi hissediyorum. Benim için hiçbir şey değişmedi, evet 30'larıma geldim, ama hala o Ortaköy sahnesinde hissettiklerimle aynı şeyleri hissediyorum. Tabi bazı şeyler değişti, işte artık sabahları kalkınca yatağımı yapıyorum mesela.

> Yaşlanmadınız ama, epeyce yaşamış olmalısınız aradan geçen bu yıllarda. Biraz Türkiye'den Amerika'ya gidişin hikâyesini anlatır mısın? Neler yaptınız Türkiye'yle görüşmeyeli.. Yakup: Türkiye'den Amerika'ya gidiş hikâyesi çok uzun değil. Senin de hatırladığın gibi Mad Madam diye bir grubumuz vardı Amerika'ya gitmeden önce Kaan'larla (Tangöze) birlikte çaldığımız. Benim içimde de hep vardı yurtdışına gitmek, dünyayı görmek, yurtdışında müzik eğitimi almak gibi arzularım. Böyle gelişti Amerika'ya gitme düşüncesi de. Gidelim dedik, eğitimini alalım dedik. Ben esasında Los Angeles'a gidecektim ama sonra Kaan'la oturup konuştuk ve Seattle'a gitmeye karar verdik.

> Müzik eğitimi almaya gidiyoruz, dediğinizi biliyoruz ama buna burada kaç kişi inandı bilmiyorum.. "Müzik okuluna gittiler" lafı hep müstehzi bir ifadeyle söylenir… Neler yaptınız sahi? Yakup: Valla yaptıklarımızın hepsini anlatamayacağım takdir edersiniz (gülüşmeler) Orada community college denilen iki senelik okullar var. Orada iki sene istenilen dersler alınıyor ve üniversite eğitimi öncesinde bazı temel dersler alınıyor. İşte biz de o okullardan birinde müzik ağırlıklı dersler aldık öncelikle Kaan'la birlikte. Elbette community college'deki müzik eğitimi yetersiz. Ama buradakiyle karşılaştıracak olursak yine de çok faydalıydı bizim için. O iki sene dolduktan sonra da ben dört senelik üniversite seviyesinde Cornish Jazz okulunda caz eğitimi aldım. Kaan'da Marketing diye bir bölüm okudu, ama nasıl okudu ben de bilmiyorum.

> Pearl Jam, Soundgarden gibi grupların coverlarını yapıyordunuz Seattle'a gitmeden önce. Sonra bu müziğin doğduğu yere gittiniz. O nasıl bir duyguydu... Yakup: Tabii ki çok yoğundu ilk izlenimler. Ne yana baksak müzik açısından da yaşama dair de yeni bir şey öğreniyorduk Seattle'da. Community college'daki müzik bile caza yönelikti. Çok temel cazdı. Ama dışarı çıktığımızda sosyal hayatta da müzik her yerdeydi. Özellikle Seattle Downtown da müzik sürekli vardı. Hem sürekli takip ediliyordu bilinçli bir şekilde, hem de yapılıyordu. İnsanlar müzik yoluyla sürekli kendi kendilerini arıyorlardı, keşfediyorlardı. Müzik hem dışarıda hem de evlerde, evlerin zemin katlarındaki stüdyolarda, depolardaydı. Birçok evde bu tür küçük stüdyolar vardı. İlk izlenimlerimiz çok yoğundu.

> Saçma bir soru belki ama, nasıl etkiledi bu durum müziğe bakışınızı? Yakup: Yok canım saçma değil, "Neden Yakup" gibi sorularla uğraşmaktan bıktım, anlatmak istiyorum... İster istemez insan düşünmeye başlıyor. Oranın şöyle bir pozitif yönü var burayla karşılaştırılınca. Burada insanlar hayatı ben kimim, gerçekte neler oluyor, neler yaşıyoruz, benim dünyadaki yerim ne, hayatta ne yapmak istiyorum gibi soruları çok arka planda soruyorlar. Zaten bunları düşünmeye vakit bile bulamıyorlar. Vakit olduğunda da gelişme çok yavaş. Orada ise gerek sanatsal olsun, gerek hayatla ilgili meselelerde olsun insan bir gelişme ve öğrenim sürecine giriyor. Özellikle koleje başladıktan sonra ben de sanat içine gömüldüm diyebilirim.

> Neden caz eğitimi almayı tercih ettin? Yakup: Cazla yakından ilgiliydim zaten. Hayatta sevdiğim bir şeyi yapıyorsam onu elimden geldiği kadar, hatta şöyle diyeyim, canla başla sonuna kadar öğrenmem gerektiğine inanıyorum. Hele konu caz olunca, caz benim için sadece caz değil. Bunu Duke Ellington'a soruyorlar "Neden caz yapıyorsunuz?" diye, o da "Ben caz yapmıyorum, ben müzik yapıyorum," diyor. Benim için de böyle bir şey bu. Yaptığım işin nasıl yapıldığını, kurallarını, kuralsızlıklarını, her şeyini öğrenmek benim tavrım. Bununda benim için cazdan geçeceğini biliyordum.

> Albüm çıktıktan sonra sizi tanımayanlar tarafından yapılan "Yakup, Duman'ı taklit eden bir grup" gibisinden yorumlar duyuyoruz. Rahatsız ediyor mu bu sizi? Yakup: Bizim açımızdan böyle bir durum yok. Duman'ı taklit etmek, onların izinden gitmek gibi bir durum olmadığı için rahatsız edici bir durum da söz konusu değil. Genelde buna vermiş olduğum cevap öncelikle insanların müziğimizi tam olarak bilmemesi. Rüçhan: Bence Yakup'un Kaan'la olan arkadaşlığı insanların gözünde müzik konusunda da bir takipçilik olduğu fikrini doğuruyor. Yakup: Evet, burada beraber müzik yaptık, Seattle'a beraber gittik orada da birlikte müzik yaptık. Buraya döndük burada da birlikte müzik yapıyoruz zaman zaman.. Ve evet aynı tarz müzik yapıyoruz. Ama müziklerimiz benzemiyor. Hatta bu single bu işin en güzel örneği. Duman albümünü alıp taktığınızda bu tür şarkılar duyabiliyorsanız ben her şeyi kabul edebilirim bu konuda. Rüçhan: Seattle'dan çıkan sound bütün dünyayı etkiledi o dönem. Duman'ın da bundan etkilenmesi gayet doğal, bizim de bundan etkilenmemiz kaçınılmaz. Ama insanlar olayın daha çok medyatik ve popüler yanlarını görmekten hoşlandığı için bu tür yorumlar yapılıyor.

> Seattle sound konusu açılmışken, biraz da İstanbul'dan sözedelim isterseniz. İstanbul Sound son dönemlerde sık sık tartışılan bir konu. Yakup: Öncelikle İstanbul Sound diye bir şeyin olmadığını düşünüyorum. Sound birlikte yaşanan bazı şeylere verilen ortak tepkilerden oluşuyor tüm dünyada. Burada görebildiğim kadarıyla böyle bir şey yok. Burada neye tepki vereceklerini bile bilmiyor müzisyenler. Kimisi isyan edebiliyor, ama çoğu şu anda oluşan medyatik patlamanın neresinde olabiliriz düşüncesiyle hareket ediyorlar. 1990'larda Pearl Jam ve benzeri gruplar mevcut müzikal yapıya isyan ederek çıktılar ortaya… Türkiye'de böyle bir durum yok.. Ama bizim müziğimize de Seattle sound diyemeyiz. Yapmış olduğumuz müzikte çok daha progressive özellikler var. Benim caz eğitimimin getirmiş olduğu etkiler var. Daha önce de söylediğim gibi ben müzik yapıyorum içimden geldiği gibi. Tabi beni oluşturan, bugüne getiren unsurlar da müziğimi etkiliyor.

> Sizin de albümünüzde bir Aşık Veysel yorumu var... Bu topraklara ayaklarını basmak isteyen hemen her rock grubunun bir Aşık Veysel coverlamasına alıştık, sizinki de böyle bir durum mu? Yakup: Albümümüze cover şarkı koymak gibi bir fikir yoktu aslında. Albümün kayıtlarına başlamadan önce bana annemden gelen bir e-mail'in ürünüdür o şarkının albüme girmesi. O istedi bir Aşık Veysel çalmamızı. Ben de "annem hayatımda benden hiçbir şey rica etmedi" bir deneyelim diye düşündüm açıkçası. Denedik ve çok güzel bir şarkının ortaya çıktığını düşündük, Rüçhan da buna katılınca dedik eyvallah. Yoksa Türkiye'de bir cover furyası varmış, biz de bir tane patlatalım o zaman abi diye hiç düşünmedik. Biz zaten bu ortamlarda uzaktık. Türkiye'deki tartışmalardan uzakta içimizden geldiği gibi bir müzik yapıyoruz. Türkiye'deki durumdan da pek hoşlanmıyoruz.

> Rock müzik açısından oldukça önemli bir noktaya geldik ama, hatırlarsınız "Türkçe rock yapılır mı, yapılmaz mı" tartışmalarından geliyoruz… Yakup: Evet, ama şöyle bir şey de var. Biz bir gelişmeden bahsediyoruz, ama illa ki her gelişme güzel değil ki. Bugün bize müzik öğreten kurum Krall TV. MTV'den falan da bahsetmiyorum, kaldı ki MTV bile çok ticari düşünen bir kurum olarak eleştiriliyor. Biz Kral TV'den mi rock müzik öğreneceğiz? Rüçhan: Sonuçta rock çok büyük bir müzik tarzı 1960'lardan bu yana dünyayı kasıp kavurmuş, değişik evrelerden geçmiş bir tarz. Bunlar anlaşıldıktan sonra bugün dinlenen rock da daha iyi anlaşılır ve kendi yerini bulur. Yani yine aynı şey, buradaki müzisyenler, izleyici dinleyici bu süreci anlar ve tanırsa müzikten daha büyük zevk alırlar ve daha güzel müzik yapılabilir... Yakup: Bu çok önemli. Hani şimdi Korn, Limp Bizkit gibi gruplar var malum. Evet iyi hoş ama örneğin Beatles bunların hepsini yaptı zamanında mesela. Beatles'den ileri bir noktada olduklarını düşünmüyorum. Elektrik gitar çalan herkes rock yapmıyor kısacası ya da bir şarkının arkasına elektrik gitar koyunca rock olmuyor o. Kısaca insanlar içlerinden geleni yapmıyorlar. O zaman da yapılan şey müzik de olmuyor zaten...